SBKP’de 1953 sonrası yaşanan parti krizi: tarihsel ve teorik bir çözümleme
1.Giriş
1.1. “Tarih” hakkında birkaç söz
Zamansal çizelge üzerinde sıralanan olaylar bütününe “tarih” diyoruz. “Tarih” kelimesi bir olaylar bütününü kapsıyor. Bu bütünün içinde birbirini etkileyen ancak kendi içinde diğer olaylardan ayrı içsel süreçler bulunuyor. Tarihsel bütünlüğü oluşturan bu olaylar kendi içlerinde ayrı bir kimliğe sahip. Bu özelliklerinden dolayı şöyle bir ifadede bulunmak yanlış olmaz: A olayı B ve C olaylarından x ve y özelliklerinden dolayı ayrılıyor. A olayı B ve C olaylarından sadece farklı zamanlarda gerçekleştiği için değil, aynı zamanda bu olaya bağlı olarak farklı yapı taşlarını içinde barındırdığından dolayı farklı bir olay olma niteliğine sahip.
Ancak tarih sadece birbirinden bağımsız olaylar toplamı değil, farklı zamansal noktalarda gerçekleşen olayların birbirlerini etkileyerek bugünün güncel yaşamını oluşturacak ortak sonuçlar bağlamında bir bütün. Yani “tarih” sadece bir olaylar toplamı değil, bunun yanında bu farklı olayların birbirleriyle kopmaz bir zamansal ve nedensel ağla birbirine bağlanmış olayların bütünü. Sacede parçaların toplamı değil, bu toplamdan öte bir bütün.
Tarihsel olaylar üzerinde yargıda bulunmak, bu olayların tarihsel arka planını elden geçirmeyi gerekli kılıyor. Bu yüzden güncel olayların geçmişte yaşanmış olaylarla kopmaz bir bağı olduğunu ve bugün hakkında herhangi bir yargı ve sonuca varmak için geçmişin gözden geçirilmesi gerektiğini söylemek yanlış olmaz.
Keza kapsamlı bir sosyal olgular ve olaylar bütününü anlamak ve anlaşılır biçimde ortaya koymak, olaylar arasındaki bağın veya her olayın kendi iç yapısının analiziyle sınırlı değil. Tarih hakkında yargıda bulunmak sanıldığı kadar kolay değil. Çünkü “tarih” de kendi bütünlüğü bağlamında ayrı bir süreç. Tarih yazılmaya devam ediliyor ve insanlık varoldukça toplumsal tarih yazını da varlığını koruyacak.
Dolayısıyla tarih üzerinde yorum yapmak ve yargıya varmak konusunda “tarih”in temel yapısından kaynaklanan şöyle bir sorunla karşı karşıyayız: Tarih ve tarihsel olaylar/olgular hakkında tam anlamıyla kesin bir sonuca varamamak. Bizim geçmişe bakışımız sonucu elde edebileceğimiz şeylerin başında bugünü anlamak, geçmişte yaşanan olaylar sonucu bugünden sonra nasıl bir geleceğe doğru gittiğimiz ve geçmişin geleceği muhtemel olarak nasıl şekillendireceği geliyor. Tamamlanmamış ve öngörüsel olarak tamamlanmayacak bir süreç hakkında yargıda ve yorumda bulunmak zor. Ancak az çok objektif gerçekliğe yakın bir teori ve tez üretmek de elimizde.
Tarihin asla tamamlanmayacak ve öngörüsel olarak sonsuz bir süreç gibi durmasının yanında daha başka mikro-sorunlar da var. Örneğin şu soru tartışmaya açık: Bir olayın zamansal başlangıcını ve bitişini belirlemek mümkün mü? Soruyu şöyle de sormak mümkün: Tarihin bütünlüğü içinde mikro-olayların yapılarını genel tarihten ayırmak mümkün mü? Mümkünse bu nasıl yapılabilir?
Zincirleme bir nedenler ağıyla birbiri içinde bir bağa sahip olan “olayların” herbiri kendine özgü bir zamanda olan, farklı kişilerce gerçekleştirilen, farklı bir mekanda yer bulan ve diğer “olaylar”dan farklı ve kısmen ayrı bir yapıya sahiptir. Eğer kendine özgü zaman-mekan-kişi bütünlüğü varsa, orada bir “olay”dan bahsetmek mümkün. Bir olayın kendi içinde zamansal bir süreci vardır ve bu sürecin bitişi, bizim gözümüzde bu zaman-mekan-kişiler bütününün kaybolması veya dağılmasıyla sonlanır. Olaylar sonlanır, ancak zaman, mekan ve kişiler varolmaya devam eder. Tarihin kendince bir süreç oluşundan anladığımız, olayların sonluluğu, ancak buna karşın öngörüsel olarak zaman, mekan ve kişilerin sonsuzluğudur. Bunun için olaylar kendi içinde sonlu, ancak bir olaylar bütünü olan “tarih” ise sonsuzdur.
Tarih biliminin sorunları yukarıda sayılanlarla sınırlı değildir. Değinilen noktalar dışında çok önemli başka bir sorun var: Özellikle ideolojik ya da öznel bir yorum yapabilmek bağlamında pratik gerçeklik bizim ana çıkış noktamız. Ancak tarih boyunca bazı yaşanan olaylar, olayın aktörleri tarafından başlangıçta tahmin edildiği biçimde sonlanmadı veya olaylar tahmin edilenin ötesinde çok farklı bir sürece büründü.
Bolşevizm ideolojisinin savunucuları olarak bize düşen görev parti içi yaşanan sorunları eleştirel gözle ele almak, tüm bir sosyalist mücadele tarihinde diyalektik gelişen olaylar örgüsünde SBKP’nin geldiği ve getirildiği noktayı ve bunun arka planını analiz etmek ve en sonunda bugün ve gelecek bağlamında kendimiz adına güncel ideolojik bir çıkarsama yapmaktır.
1.2. SBKP’de kişiler, olaylar ve yaşanan sorunlar
Halk adına ve toplumun doğal ilgi ve çıkarları doğrultusunda zıt sınıf çıkarları ve ideoloilerine karşı herşeyi göze alarak sosyalist bir toplum ve dünyayı savunmak süphesiz temellerinde çatışma, mücadele ve savaş olgularını ön plana çıkartıyor.
Toplum içinde ezilen alt ve egemen üst sınıflar arasında sosyo-ekonomik eşitsizlik ve adaletsizlik yaşanıyor. Bu durum karşısında burjuva sınıfın halka karşı kullandığı üstyapısal silahları burjuva sınıfının kendisine yöneltmek, ezilen proletarya sınıfının burjuva sınıfa karşı ayaklanarak özgürlüğünü elde etmek istemesi, bu doğrultuda ona karşı cephe alması ve sömürgeci burjuva hükümranlığını devirerek iş gücü sömürüsüne son vermesi sosyalist mücadelenin temellerini oluşturur.
Sovyetler Birliği’ni diğer dünya ülkelerinden ayrı bir konuma koyan özellik, 20. yüzyılın başlarından 1950ler’in ortalarına kadar dünya sosyalist hareketinde merkezi konumda bulunan Bolşevik Parti’nin, davası uğruna her türlü engel ve sorunu göze alarak savaşmaktan kaçmamış ve kararlılığını uzun süre korumuş, bu kararlılığın sonucu olarak da çok önemli başarılar elde etmiş olmasıdır.
Menşevikler’le yapılan işbirliği sonucu arkalarına aldıkları kitleyi büyültüp önce Çarlık Rusyası’nı ve ardından geçici hükümeti devirerek Duma yönetimini ele geçirdiler. Lenin’in önderliği sayesinde teorik ve pratik bir yükseliş yaşayan Bolşevikler için devrimden sonraki adım yeni sosyalist yönetim altında partinin Menşevik parazitlerden arındırılması, proletarya diktatörlüğünün kesin olarak iktidarı elinde toplaması ve tasarlanan ekonomi-politikanın uygulanmasıydı.
Partinin arındırılma sürecinden partinin iç ve dış politikada merkezi bir rol oynayışına, proletarya diktatörlüğünün vücutlaştırılmasından, parti düşmanı unsurların yok edilmesine kadar Stalin Lenin’le beraber, teorik ve pratik olarak birçok alanda devrimci parti anlayışını devam ettirmiştir. Stalin’in ölümünden sonra parti bir çeşit krize sürüklenmiş ve anti-leninist hainlerce parti liberal bir çizgiye kaydırılmıştır. Bizim bu yazıda ele almak istediğimiz bolşevizmin genel hatlarını yeniden işlemek değil, bunun yerine konu üzerine yapılan çalışmalardan farklı olarak Stalin’in ve Stalinciler’in 53 öncesi ve sonrası parti içi yaşadıkları sorunların nedenlerini araştırmak, yaptıkları hataların izini sürmek ve bunlardan ideolojik-teorik bir ders çıkarmak. Yani bu yazı baştan itibaren özeleştirel bir bolşevizm analizini kendine amaç bilmektedir.
Stalin’in 5 Mart 1953’teki ölümüne değin parti içinde ve dışında komplolar, ihanetler, cinayetler ve tutuklamalar gibi birçok olay yaşandı. Partiye yakınlığı herkesçe bilinen NKVD(Sovyet Gizli Polis Teşkilatı), partiye karşı zıt ve düşmanca bir tavır alan troçkistlerin ve sağcıların yok edilmesi konusunda 20ler’in sonlarından savaşın başlarına kadar etkin bir rol oynadı. Bu süreç boyunca 1,5 milyon tutukludan yaklaşık 700.000’i öldürüldü. Tutuklamalar sırasında suçsuz olduğu anlaşılan birçok kişi yeniden salıverildi. Hem parti içinde, hem de gizli serviste birbirlerini “rakip”, “düşman” veya “hain” olarak gören kişilerin birbirlerini yok ettikleri görüldü. 1917’den 60’lara kadar devam eden bir sıcak iç savaş ortamında ideolojik veya kariyerist kaynaklı birçok cinayet işlendi ve insanlar öldürüldü.
Yaşanan iç savaşın ardından Hitler’in Sovyetler Birliği’ne savaş açması ve ilerleyen birkaç sene içinde yaklaşık 26 milyon vatandaşını kaybetmesi ülkeye sosyal, ideolojik, politik ve ekonomik olarak kalıcı izler bıraktı.
Tüm iç ve dış savaşta birçok yiğit vatanseverini şehit vermiş Sovyetler Birliği, yaşanan bütün zorluklara rağmen tarihte görülmemiş bir şekilde çok kısa zaman içinde kültürel, eğitimsel, sosyal ve ekonomik boyutta müthiş patlamalar yaşadı. Başta Moskova olmak üzere tüm Sovyetler’in spor, müzik, resim ve edebiyat alanında Avrasya kıtasında bir metropole dönüşmesi, eğitimde bütün dünya ülkelerini ardında bırakması, okuma-yazma sorununun tamamen ortadan kaldırılması, eğitimin ve sağlık hizmetlerinin parasız hale getirilişi, herkese eşit sosyal aktivite olanaklarının sağlanışı, serbest piyasanın yok edilerek bireylerin kapitalist kar güdümlü sömürüsünün devre dışı bırakılması, ekonomik ve endüstriyel gelişimiyle süper güç Amerika’yla boy ölçüşen bir aşamaya gelişi ve son olarak köylü bir halkı 40 sene içinde uzaya insan gönderebilmek için gereken teknolojiyi üretebilecek bir toplum haline getirebilmesi sosyalist sosyo-ekonomik politikasının başarısına örneklerdir.
Tüm bu başarıların ardında bulunan Stalin önderliğindeki Bolşevik Parti, Stalin’in ölümünden sonra ideolojik ve politik bir krize sürüklendi. Önce Gizli Polis Teşkilatı’nın başında bulunan ve Stalin’e yakınlığıyla bilinen Beriya’nın, Kruşçov’un organizasyonu sonucu öldürülüşü ve ardından tüm Stalinciler’in partiden tasfiye edilerek ülkenin her açıdan liberalize edilişi bu krize ve krizin sonuçlarına örnek olaylar.
Kruşçov’un Stalin’den sonra yükselişe geçişi aynı sene Beriya’nın tutuklanışı ve öldürülüşüyle başladı. Adalet ve haklılık bağlamında Beriya’nın yargılanması halen çözümlenmemiş bir sorudur. Bu sorunun çözümlenişinde eski NKVD şeflerinden Yagoda ve Yeşov da öldürülmüştü, ancak onlar kendilerini mahkemede hakim karşısında savunabildi. Bu iki eski NKVD şefinin özgeçmişi ve yargılanma süreçleri bize Beriya konusunda belli bir aydınlatıcı fikir veriyor.
Beriya’nın öldürülüşünde hemfikir olan Stalinciler ve anti-leninistler, Stalin konusunda 56’da bir ayrım noktasına geldi. Kruşçov’un hainliği kadar Molotov, Kaganoviç ve Malenkov’un 20. Parti Kongresi’nde Kruşçov’un Stalin’e yaptığı saldırılara ses çıkartmayışı ve 1957’de çok geç kalan ve başarız olan Kruşçov’a darbe girişimleri de partinin geleceğini şekillendiren faktörlerden.
Parti içi mücadelenin Stalinciler’in aleyhine sonuçlanmasının tek nedeni Molotovlar’ın hatası değil, bunun yanında Stalin’in karısının intiharı, partinin en sayılan adamlarından Ordjonikidze’nin kendisini vurması, parti içi demokrasinin eksikliği, iç ve dış savaş sonucu partinin geri kalan kısmının ve ülkenin genelinin mücadele olgusundan belli bir ölçüde soğuması vb. gibi yan nedenler de var.
Molotovlar’ın hatası veya Beriya olayı bir yana, prezidiyum içinde tartışılan parti içi demokrasi sorununun 40lar’ın başından beri gündeme Molotov, Jdanov ve Yakovlev tarafından taşındığı biliniyor. Demokratikleşme sürecinin ilk büyük adımları olarak 19. Parti Kongresi’nde parti isminin Bolşevik Komünist Partisi’nden Komünist Partisi’ne çevrilmesi ve Politbüro’nun Prezidiyum’a dönüştürülmesi gösterilebilir. Daha 40lı yıllarda yaşanan birçok sorundan dolayı yürürlüğe giremeyişi, araya savaşın girişi bu demokratikleştirme sürecinin ertelenmesine neden oldu.
Ancak asıl önemli olan, Stalin’den sonra yaşanan parti krizinin hem Molotovlar hem de bugün bizim için ideolojik ve teorik bir ders niteliği taşımasıdır. Lenin’in sosyalist devlet hakkında ileri sürdüğü ve Engels’ten alarak geliştirdiği “devletin sönümlendirilmesi” tezi konusunda, Stalin’in ölümü sonrası parti içi kurulan Molotov-Kaganoviç-Malenkov blokuyla çoğul bir önderlik kurulması sonucu farkında olunmadan da olsa yeni bir adım atıldı . Stalin’in ölümü sonrası yaşanan parti krizi, Bolşevik Partisi’nin demokratize edilişi yolunda ilerisi için bize önemli ipuçları veriyor.
Parti içi krizde Stalin sonrası yaşanan olaylar bağlamında bize en önemli yolu 1- Moskova davalarında NKVD şefi Yagoda’nın yargılanışı, 2- Yeşov’un Yagoda’nın yerine geçtikten sonra oynadığı rol, 3- Beriya’nın rolü ve yargılanışı, 4- Stalin’in ölümünün olası nedenleri ve 5- Molotovlar’ın 5 Mart’tan 1957’deki darbe girişimine kadar olan parti içi etkinliği gösterecek. Bu 5 olay bize revizyonist anlamda kullanılandan ayrı ve yeni bir “stalinizm” kavramına ve olgusuna götürüyor. Yazı boyunca önce bu ilk beş olgu ele alınacak ve son bölümde tarihsel bir özet paralelinde komünist partinin iç yapısı teorik bir çizgide yeniden tanımlanmaya çalışılacaktır.
2. Yagoda’nın Yargılanışı
Yagoda’nın mahkemeye çıkarılmasının nedenleri onun sağcılara, troçkistlere ve oportünist hainlere destek vermesi, birçok bolşevik yoldaşın tutuklanışına, idam ve suikastine aktif veya pasif olarak katılmasıydı(Bunlardan en önemlisi Gorki’nin ve Kirov’un öldürülüşü ve Stalin’e Tukaçevski yardımıyla suikast düzenleme planlarıydı).
En önemli ve güçlü bürokratik hatlara egemen olan Gizli Servis Teşkilatı’nın Stalin karşısında düşmanca bir konum alması, bize bunun potansiyel olarak devam edebileceği ve bunun daha sonra da tekrarlanabileceği fikrini veriyor. Daha sonra konu Yeşov ve Beriya’ya geleceği için bu şimdiden akılda tutulmalıdır.
Bunun yanında Yagoda’nın mahkemede yargılanış süreci tarafsız biçimde ve Yagoda’nın kendisine savunma hakkı tanınmasıyla yapıldı. Bu da Yeşov’dan öte Beriya’nın yargılanması konusunda önemli bir ayrıntı. Çünkü Beriya’nın mahkeme tutanaklarında Beriya’nın kendi savunması yoktur ve bu durum Stalin sonrası parti içi karmaşası ve Kruşçov’un partiyi anti-demokratik bir çizgiye kaydırışı bağlamında da Yagoda’nın davasını incelemeyi değerli kılıyor.
2.1. Yagoda’nın 2-13 Mart 1938 arası Moskova’da yargılanışı sırasında mahkeme tutanaklarından kesitler
1930lar’ın başlarından 1940lar’a kadar troçkist, oportünist, sağcı vb. bir tutum içine giren veya parti karşıtı tutum alan yaklaşık 700.000 kişi ortadan kaldırıldı. Bu arındırılma ve partinin gücünü koruma sürecinde Moskova davaları, bütün bir iç savaş boyunca merkezi bir öneme sahip oldu. Parti, dış ülkelerin kışkırtmasıyla sadece dışarıdan değil, parti üyesi gözüken anti-komünistler ve oportünist gizli servis üyelerince içeriden de tehdit altındaydı. Bu duruma en iyi örnek Zinovyev, Kamenyev, Bukharin ve Yagoda’nın troçkistleri desteklemesi, kolhoz ve sovhozlarda işçi ayaklanmalarını organize edişi ve Troçki’nin yurtdışında güvenliğini sağlayışlarıdır. Parti krizi bağlamında yargı organının nasıl işlediği ve parti düşmanlarının neden ve nasıl sorgulandığını anlamak için dava tutanaklarına bakmalıyız.[1]
Yagoda: “Ben Kirov’un, partiye ihanet edenlerin merkezinin kararınca öldürüldüğünü Yenukidse aracılığıyla öğrendim. Yenukidse, bu olay terör eyleminin organizasyonu esnasında benden kendisini engellemememi istedi ve ben de ona yardım etmek için hazır olduğumu bildirdim. Bu amaç doğrultusunda öldürme planını paylaştığım Leningradlı Zaporoşerts’i S. M. Kirov’a karşı yapılacak olan terör eylemine karşı hiçbir şekilde engel çıkartmamasını salık verdim.”( s: 22; Prozessbericht über die Strafsache des antisowjetischen „Blocks der Rechten und Trotzkisten 2.-13. März 1938 Moskau 1938)
Yagoda: “ Sağcıların ve troçkistlerin birleşik merkezi organizasyonu[2] uzun süre boyunca ‘Gorki’ üzerinde çalıştı ve onun Stalin’le olan yakınlığını yok etmek için yollar aradı. Bunun için Kamenyev, Tomski ve birkaç başka kişi ‘Gorki’yle ilgili görevlendirildi. Ancak asıl somut sonuçlar planlandığı gibi olmadı. Gorki tıpkı önceden olduğu gibi Stalin’e yakın durmaya ve ideolojik ve politik olarak onun arından yürümeye devam etti. Sağcılar ve Troçkistler tarafından Stalinci yönetimin devrilmesi ve iktidarın ele geçirilmesi sorusunda Gorki’nin ülkedeki yoğun etkisini ve ülke dışındaki otoritesini gözardı etmek imkansız. Gorki’nin yaşaması, onun bize karşı olan cephede savaşması demek olacaktı. Buna izin veremezdik. Gorki’yi Stalin’den ayırmanın imkansız olduğunu gördükten sonra birleşik merkez Gorki’nin ortadan kaldırılması için karara vardı.”(s: 22-23; a.g.e.)
Rykov: “Troçki’nin merkezdeki iletişimde bulunduğu, kendisini izleyen kişiler yardımıyla Gorki’ye karşı bir nefret söyleminin yayılmaya çalışıldığı, tarafımca biliniyor. Bu tabi ki Gorki’nin Troçki’yi bir kariyerist ve maceracı biri olarak gördüğünün Troçki tarafından bilinmesini de açıklıyor. Öbür taraftan Gorki’nin Stalin’e ne kadar yakın ve onun Stalin’in yolundan döndürülemez bir destekçisi olduğunun herkesçe bilinmesi bizim organize eylemimizin hayata geçirilmesine neden oldu. […] 1935 senesinde Yenukidze’yle yaptığım bir görüşmede ona direk olarak blokun troçkist-zinovyevist fraksiyonunun Gorki’nin ortadan kaldırılmasını ve bu doğrultuda her türlü aracın/aracının ön saflarda tutulması gerektiğini açıkladım. ”(s: 23; a.g.e.)
Bukharin: “Birleşik merkez blokunun troçkist fraksiyonu A. M. Gorki’ye düşmanca bir eylem gerçekleştirmesi için organize oldu.(s: 23; a.g.e.)
Bessonov Troçki’den aktarıyor: “ Stalin’e ve onun izleyenlerine karşı Gorki’nin öldürülmesi zorunlu bir süreç.”(s:23; a.g.e.)
Bessanov: “Gorki Stalin’e çok yakın duruyordu. O, Stalin çizgisindeki SSCB’ye diğer dünya ülkelerinden ve özellikle Batı Avrupa’dan birçok insanın sempati duyması konusunda olağandışı bir rol oynuyordu. Gorki Stalin’in yakın arkadaşı olarak da çok popüler ve partinin genel çizgisinin bir savunucusu. Bizim desteçilerimizden olan birçok entellektüel belli bir ölçüde Gorki’nin etkisi altındaydı. Bu şartlar altında ben de Gorki’nin yok edilmesi gerektiği sonucuna vardım. Burada söylediklerimi Pyatakov’un ifadesi eşliğinde yeniden gözden geçirin: “Gorki’yi bedeli her ne olursa olsun ortadan kaldırmak.”(s: 23; a.g.e.)
Yagoda: “Bu kararın gerçekleştirilmesi için gereken plan bana iletildi.”(s: 23: a.g.e.)
Pletnyov: “Yagoda bana bazı politik önderlerin fiziksel olarak ortadan kaldırılması konusunda kendisine yardım etmem gerektiğinden bahsetti. Bana direk olarak V. V. Kuibyşev’in ve A. M. Gorki’nin “özel doktor” statüsüyle onların ölümünü birtakım bilinçli tıbbi müdahalelerle gerçekleştirmemi önerdi. Onu önce reddetmeye çalıştım, ancak sonradan kabul etmek zorunda kaldım. Daha sonra Yagoda A. M. Gorki ve onun sekreteri P. P. Kryuçkov konusunda bana yardımcımın Dr. Levin olacağını bildirdi. Yagoda’nın verdiği bu görevi aldıktan sonra Dr. Levin’le A. M. Gorki ve W. W. Kuibşiyev’in[3] öldürülmesi planında beraber çalıştım. Burada katıldığım eylemin Sovyetler karşıtı bir harekete destek uzamlı bir rol oynadığını itiraf etmek zorundayım. Bu Sovyet karşıtı eylemlerimi ceza alana kadar gizledim ve buna rağmen ikiyüzlü bir şekilde kendimi bir Sovyet vatandaşı olarak açıkladım.[4](s: 24; a.g.e.)
Levin: “Ortaklarımla beraber ve Yagoda’nın talimatları doğrultusunda tıbbi yol ve metotlarla ortada bulunan hastalığın gereklerine zıt biçimde hareket ederek Maksim Gorki’nin ve Kuibyşev’in ölümünden sorumlu olduğumu kabul ediyorum.”(s: 24; a.g.e.)
Kazakov: “Yagoda bana [eski gizli servis OGPU’nun şefi, 1874-1934] Menşinski’nin bana karşı yakın olduğunu ve güvendiğini, bundan dolayı [bu güveni kullanarak] Dr. Levin’le beraber Menşinski’nin ölümünü hızlandıracak tıbbi müdahalede bulunmamı istedi. Bunun üzerine Dr. Levin’le yaptığım çalışmanın sonucu, W. R. Menşinski’nin olabildiğince hızlı ölümü oldu. Ben ve Levin W. R. Menşinski’yi öldürmüş olduk. Dr. Levin’e [verdiğim zehir] […] Menşinski’nin kesin ölümüne yol açtı.” (s: 25; a.g.e.)
Levin: “Levin kendi laboratuvarında başkası tarafından kontrol edilmeden işe yarayacak ve şırınga ile enjekte edilebilir maddeleri üretebildiğinden dolayı ben, benim bu işi en iyi onunla halledebileceğimi söyledim. Birkaç hazırlık konuşmasından sonra Kazakov’a Jagoda’dan aldığım direktifleri ilettim. İlk başta yapılan işin açığa çıkartılmasından dolayı eylemden çekinirken daha sonra birlikte çalışmayı kabul ettiğini söyledi. Ona hazırladığı maddeleri nasıl elde ettiğini sormadım, ancak bu maddelerin üretimi için birçok yolu bildiğindem emindim. V. R. Menşinski’nin ölümü kalp sıkışması sonucu bir anda ve o uykusundayken, eğer yanılmıyorsam Maksim Peşkov’un(A. M. Gorki’nin oğlu) öldüğü günün akşamı gerçekleşti. Bunun Kazakov’un işi olduğundan şüphem yoktu.(s: 25; a.g.e)
Bulanov: “Menşinski’nin fiziksel olarak ortadan kaldırılması Yagoda tarafından uzun süre boyunca planlandı. Menşinski’nin halen yaşadığına ve […] [politik liderlik] konumunda bulunduğuna dair memnuniyetsizliğini benim yanımda defalarca tekrarladı. Daha sonra açıkça Menşinski’nin kendi yolundan çekilmesi gerektiğini söyledi. Bunu Dr. Levin aracılığıyla organize etmek Menşinski’nin Levin’i sevmemesinden ve kendisini tedavi etmesine izin vermek istemeyeceğinden dolayı çok zordu. Ben de bunun üzerine Yagoda’ya herhangi başka bir doktoru Menşinski’yi yola getirmek için devreye sokmayı önerdim. Bunun üzerine benim ileri sürdüğüm gibi Dr. Levin’in yönlendirmesi eşliğinde Menşikov, […] doktor Kazakov tarafından “yola getirildi”. […]”.(s: 25; a.g.e.)
Levin: “Burada kendimi Maksim’in öldürülüşü yüzünden suçlu kabul ediyor ve bunu Yagoda’nın dolaysız yönlendirmesiyle yaptığımı eklemek istiyorum..”(s: 25, a.g.e.)
Kryuçkov[5]: “Ben bu hain eylemde sağcıların Sovyet karşıtı organizasyonuna katılan bazı kişilerin direktifleri doğrultusunda hareket ettim. Özellikle Yagoda’nın emirleri doğrultusunda. Maksim Peşkov ve Aleksey Maksimoviç Gorki’nin ortadan kaldırılması için yaplmış planları ben dolaysız olarak Yagoda’dan aldım. Yagoda benim dışımda bu eyleme katılmaları için Levin ve Vinogradov adlı doktorları ve profesör Pletnyov’u işin içine çekti.”(s: 25; a.g.e.)
Yagoda: “Mayıs 1934’te Maks(M. A. Peşkov) Kruyuçkov’un müdahelesiyle bir akciğer hastalığına yakalandı ve doktor Levin, Vinogradov ve Pletnyov onun kaderini böylece belirlemiş oldular. […] Benim halk komiserliğinden uzaklaştırılmam ve yerimin Yeşov’la doldurulması, […] planlarımızın ortaya çıkarılması demekti. Yeşov herşeyin köküne inecekti […] Ben bu noktada planların hazırlığı için bir karar aşamasına geldim.”(s: 26; a.g.e.)
Bulanov: “Yagoda Halk Komiserliği içişlerindeki görevinden uzaklaştırıldığı sırada bana ve […][diğer kendisine sadık polislere] Yeşov’u zehirlemek için talimat verdi.(s: 26; a.g.e.)
Yagoda: “Evet, bu suçu organize ettiğimi itiraf etmek zorundayım. Karşı-devrimciler için bir tehlike teşkil eden Yeşov’un, suikast hazırlığını organize etme işini ben üstlendim.”(s: 26, a.g.e)
2.2. Yagoda’nın hakkında
15 Mart 1938’de, yani son duruşmanın hemen iki gün ardından infazı gerçekleştirilen Yagoda burada gerek Sovyet karşıtı planlarda baş rol oynamak, gerek troçkistleri desteklemek, gerekse de Sovyetler’de önemli kişilere karşı suikast düzenlemekten suçlu bulunmuştur. Yagoda’nın suçluluğu bizim ilgi alanımıza Yagoda’dan sonra Gizli Servis’in başına geçecek olan Yeşov’a yaptıklarından dolayı girmektedir. Yeşov buradaki tutanak ve ifadelerden her ne kadar nötr bir kimlik içindeymiş gibi gözükse de bu onu Sovyet karşıtı bir kişilik yapmaz, sadece bir kariyerist karşısında hedef tahtası olmak üzere bir konum aldığını gösterir. Nitekim onun Gizli Servis’teki kişisel tarihçesi de bize Yeşov’un, Yagoda gibi özünde bir ideolojik köke bağlı olmayan, ancak ülke çapında alınan önemli kararlarda sözü geçen ve etkili biri olduğunu gösteriyor.
31 Mart’ta başında sırasıyla Kaganoviç, Yakovlev ve Andreyev’in bulunduğu Politbüro’nun aynı sene gelen son yöneticisi Yeşov’du. İlerleyen aylarda Stalin tarafından Politbüro üyesi olarak parti içi üyelerin izlenmesi görevine yönlendirildi. Doğruluğu hakkında tartışmalı bir veriye göre Yeşov’un parti içi yaptığı soruşturmalar sonucu bir dizi sabıkalı kişi göz altına alınıyor ve bunların idamı Alman Gizli Polisi’yle ortaklaşa yapılıyor.(s: 26; a.g.e.)
Haziran 1935’te Kremlin’de Yagoda’nın görevini kötüye kullandığı açığa çıktı ve onun yerinin kendisinden sonra Gizli Servis’te ikinci adam olarak bilinen Yeşov’a verilmesi gündeme getirildi.(s: 34; a.g.e) Yagoda dahil olmak üzere birçok parti liderliği konumuna yakın kişi hakkında soruşturma yürütme görevi Yagoda’ya değil Yeşov’a verildi. İlk göz altına alma, sorgu ve işkenceden geçirme işlemleri bu senenin sonlarına doğru gerçekleşti.
Haziran 1936 yılında Yeşov Merkezi Komite’ye yaklaşık 200.000 kişinin göz altına aldındığını ve bunların bir kısmının tutuklandığını ve hapse atıldığını bildirdi. Yagoda Moskova davalarından 2 sene evvel Eylül 1936’da görevden alındı ve yerine Yeşov geçirildi. Moskova davalarında yargılanan sanıkların tutuklanması, sorgulaması ve yargılanması sürecinde merkez isim Yeşov’du.
Önce 1936’da ilk troçkist önderlerden Kamenyev, Zinovyev, Yakovlev, Smirnof ve diğerleri; 1937’de Radek, Piyatakov, Sokolnikov ve diğerleri; ve 1938’de Bukharin, Yagoda, Rykov ve diğerleri 3 sene boyunca Yeşov’un yönetiminde NKVD tarafından izlendi ve hakkında yazılan raporlar Prezidiyum’daki çekirdek kadrodan Stalin, Kaganoviç, Jdanov ve Molotov’a iletildi. Yagoda’nın adamları Eylül 1936’da Yagoda’nın görevden uzaklaştırılmasına paralel biçimde gizli servisten atıldı veya Sibirya’ya sürgüne yollandı.
Yagoda 28 veya 29 Şubat 1936’da[6] eski sekreteri Bulanov’u Yeşov’un bürosunu bir çeşit zehirli gazla spreylemesini istedi. Yeşov çalışma odasına 1 Ekim’de girdi ve Yeşov’un zehirlenmesi operasyonu amacına ulaştı. Ancak bu öldürme girişimi Yeşov’u tamamen ortadan kaldırma konusunda yetersiz kaldı. Olayın ardından Yeşov’un sağlık problemleri konusunda bir araştırma komisyonunca Yagoda’nın suikast planı ortaya çıkarıldı ve Yagoda hapse atıldı.(s: 62; a.g.e)
Yagoda’nın idamından yaklaşık bir yıl sonra Yeşov’un sağlık problemleri ağırlaştı.Yeşov doktorlara dilinde metalik bir tat olduğu şikayetinde bulundu. Dişlerini kaybetmeye ve öksürdüğünde boğazından kan gelmeye başlandı. 1937’de doktor Polaçek ve Vinogradov tarafından Yeşov’a yapılan idrar testlerinde Yeşov’un zehirlendiği ve Yeşov’un da ileri sürdüğü gibi bunun kendi ofisinde gaz bir madde aracılığıyla olduğu tıbbi olarak doğrulandı.(s: 63; a.g.e)
3.1. Yeşov’un ani düşüşü
1939’a kadar partide Stalin çizgisine uygun bir tutum içinde olan Yeşov, 1939’da tarih kaynaklarında bulanık ve üzeri örtülü biçimde tasvir edilen birkaç olası nedenden ötürü tutuklanıyor. Bunlardan biri Yagoda’nın zamanında yükselen Yeşov gibi Yeşov zamanında yükselen Lavrenti Beriya’nın Yeşov’un konumunu sarsmasından dolayı Yeşov’un endişe duyuşu. Kaganoviç-Stalin arası yapılan yazışmalarda Beriya hakkında her iki taraftan da onun iyi bir planlamacı ve organizatör olması övülüyor. Stalin’in Kaganoviç’e 12 Ağustos 1932’de yolladığı mesajda Stalin şöyle diyor: “Beriya iyi bir izlenim bırakıyor. O iyi bir organizatör ve etkili, birikimli bir yoldaş”(s: 182; Stalin-Kaganoviç Correspondece 1931-36, Yale University Press, 2003). Mesajın üzerine 16 Ağustos 1932’de yazdığı cevapta Kaganoviç şu cümleleri yazıyor: “Beriya beni görmeye geldi. O bende de son derece profesyonel bir izlenim bıraktı. Daha şimdiden bugünkü Politbüro toplantısıyla ilgili bir dizi sorunu tartıştık [...]”(s: 185, a.g.e.)
Bunun dışında Beriya’nın Ordjonikidze’yle yakından tanışık oluşu ve ikisinin yakınlığı, Beriya’nın da Stalin ve Ordjonikidze gibi Gürcü oluşu, 1920ler’in başından beri Kafkas KP’de merkezi rolleri üstlenmiş oluşu Merkez Komite üyelerinden özellikle Kafkas kökenli olanlar arasında ona karşı bir güven ve ilgi oluşmasını sağlıyor. Dışarıdan bakıldığında Yeşov Yagoda’nın başkanlığı sırasında Yagoda’nın kendi kariyerist dönekliği hastalığına tutulmuş izlenimi veriyor. Ancak bu ani “döneklik” bu tür bir geçmişe sahip biri için fazla kaba ve baştan savma bir açıklama gibi gözüküyor.
Henüz Yeşov’un görevine son verilmeden önce muhtemelen Beriya tarafından Yeşov hakkında bir soruşturma başlatıldı ve 1938 sonbaharından itibaren birçok Gizli Servis görevlisi tutuklandı. Tutuklananlardan toplam 332 NKVD görevlisi vardı. Bunlardan merkezi komitede ve 192’si yerel karakollarda görevliydi. Tutuklamalar 1939 ve 1940’ta da devam etti. İlerleyen 2 sene içinde 937’si devlet güvenliği çalışanı olan toplam 1364 NKVD görevlisi tutuklandı. 1939’un sonlarına doğru gulak kamplarından Yeşov’un izni olmadan toplam 327.400 kişi serbest bırakıldı.(s: 192, a.g.e.)
1939’un son aylarında hastalığın da etkisi ve alkolle sorunlarının artmasına denk gelen zaman diliminde Yeşov parti liderliğine karşı suikast ve darbe girişiminden dolayı tutuklandı. Öne sürülen iddiaya göre Yeşov, Frinovski, Dagin ve Evdokimov 7 Ekim’de Kızıl Meydan’da Ekim Devrimi kutlamaları sırasında bir darbe planı için hazırlanırken yakalandılar.(s: 155, a.g.e.) Yakalandıktan sonra Evdokimov ve Dagin Beriya’nın kendileri için Yeşov’dan sonra NKVD’nin başına geçmesi halinde büyük bir tehdit oluşturacağını doğruladılar. Bunun yanında her ikisi de Stalin ve Molotov’a suikast girişimi hazırlığı içinde olduklarını kabul ettiler. (s: 156, a.g.e.)
17 Ocak 1940’da Politbüro’nun kararıyla Yeşov’un duruşmasına başlanması kararı alındı. 1 Şubat’ta Yeşov’un Japonya, Almanya, Polonya ve İngiltere için ajanlık yaptığı sonucuna varıldı. Bunun dışında Stalin, Molotov ve Beriya’ya sabotaj planlarından dolayı da suçlu bulundu. Ayrıca NKVD’de görev aldığı sürece kendi karısı da dahil olmak üzere birçok kişinin nedensiz öldürülmesinden dolayı sorumlu olduğu ileri sürüldü.
3 Şubat’ta verdiği ifadede kendisine yapılan suçlamaların hiçbirini kabul etmedi ve suçsuz olduğunu tekrarladı.(bkz: Nikolai Jeschow; Aussage vor dem Obersten Gericht der UdSSR; Eine Aussage in einer geheimen Gerichtssitzung des Militrkollegiums des obersten Gerichts am 3. Februar 1940).Yeşov büyük bir olasılıkla bu ifadenin ertesi günü 4 Şubat’ta idam edildi.
3.2. Yeşov hakkındaki tarihsel belirsizlikler
Eldeki kaynaklardan Yeşov’un suçu hakkında kesin bir sonuç çıkmıyor. Yeşov’un geçmişi göz önünde bulundurularak yapılacak bir çıkarsama onun Stalin ve diğerlerine suikast girişiminde bulunmasının anlamsız oluşu sonucunu ortaya koyuyor. Son tahlilde Stalin ve diğerleri tarafından Politbüro ve NKVD’de kendisine görev verilen ve Stalin’in varlığının kendi fiziksel varlığı ve güvencesi için zorunlu oluşu bu tezi doğrular nitelikte. Yani Stalin’e karşı Yeşov’un suikast girişiminde bulunması kendi çıkarlarına ters bir durum.
Bu noktada 2 önemli tarihi kişiliğe dikkat çekmek gerekiyor: Beriya ve Kruşçov. Beriya parti kadrolarında yükselen bir Gürcü. Yeşov’un öldürülüşünden sonra onun yerine Beriya geçiyor. Stalin ve Molotov’un yanında bir üçüncü suikast hedefi Beriya. Beriya’nın Yeşov’dan sonra ikinci adam olduğu biliniyor, ancak Beriya’nın herhangi bir siyasi konuda diğerleri kadar geçerliliği ve otoritesi yok. Kısacası Beriya Yeşov için bir tehdit unsuru oluşturmuyordu. Yani Yeşov’un Beriya’yı Stalinler’le beraber ortadan kaldırması için ortada somut bir neden var gibi gözükmüyor. Bu durum, Beriya’nın kendisi ve hatta diğerleri hakkında Yeşov’a iftira atmış olması düşüncesini akla getiriyor.
Keza bunun tam tersini de düşünmek gerek. Yani Beriya’nın Yeşov’un devrilişinde aktif bir rol oynamadığı. Yeşov’un devrilişi Beriya’nın yükselmesini sağlıyor. Bu suikast girişimini Beriya organize edip suçu bilinçli olarak Yeşov’a atmış da olabilir. Son tahlilde ne Yagoda, ne Yeşov, ne de Beriya, parti için teorik ideologlar niteliğinde kişiler. Dolayısıyla parti içi ve devlet güvenliği hakkında yaptıkları konuşmalar dışında gerçekten ne düşündüklerine dair elimizde yeterince veri yok. Bu veri eksikliği de bizi komplo teoriler üzerinde düşünmeye itiyor.
Konu bağlamında akla gelen ikinci önemli şahıs Stalin hakkında neredeyse her bağlamda yalan söylemiş olan Kruşçov. 20. Parti Kongresi’nde yaptığı gizli konuşmada Kruşçov Yeşov’u Beriya’ya karşı yüceltiyor ve Yeşov’u Stalin’in ve Beriya’nın “kurbanı” olarak tasvir ediyor. Kruşçov’un bu söylediğinin doğruluğuna inanmamak için birçok neden var. Bundan dolayı tam tersi olan ihtimalin gerçekliği de güçleniyor: Yani sorunun Beriya’dan değil de, Yeşov’dan kaynaklandığı. Beriya hakkındaki bu muğlaklığın çözülmesi için Beriya’nın Gizli Servis içindeki etkinliği ve Stalin sonrası yaşanan parti krizine olan etkisi ele alınmalıdır.
4. Beriya
KP’ye resmi giriş tarihi 1920 olan Beriya, 1920ler’den 1930lar’a kadar Kafkasya bölgesinde özellikle Azerbaycan ve Gürcistan ülkelerinde etkin oldu. 1932’ye kadar alt parti kadrolarında yer aldı, ancak ilk olarak 3 Ocak 1932 tarihinde Gürcistan KP başkanı olarak bir kolhozun kuruluşunda yaptığı konuşmayla geniş kitleler karşısına çıktı. Konuşma sırasında sunduğu yazılı rapor Zaria Vostoka adlı gazetenin ön sayfasında basıldı. Raporda Beriya kendisinden önceki parti liderlerinin prensip sahibi olmayışlarını ve sorumsuz tavırlarını da eleştirdi. Kolhoz sisteminin gelişiminin Menşevik, troçkist ve sağcı ayaklanmacıların bolşeviklere karşı buldukları yeni saldırı taktik ve stratejilerine karşı vazgeçilmez bir zorunluluk teşkil ettiğini söyledi.(s: 48; Knight, Amy: Beria; Princeton, New Jersey; 1993)
Mart 1932 sonlarına doğru Beriya Sergo Ordjonikidze’ye Transkafkasya ve Gürcistan’daki ekonomik, tarımsal ve endüstriyel gelişme üzerine bir rapor yolladı. Raporda 335 gulak ailesinin sürgüne yollandığı, Beriya’nın bölgede çıkan sorunları yörenin köylüsüyle konuştuğu ve bu görüşme sonucu düşük ücretlerin memnuniyetsizliğe sebep olduğu, ama bu noktada troçkist ve sağcıların da göz ardı edilemez olduğu belirtiliyordu.(s: 49; a.g.e.)
Ekim 1932’de Transkafkasya KP’nin başında bulunan Mamya Orakelaşvili, görevinden ayrılarak Moskova’daki Marksizm-Leninizm Enstitüsü’nde müdür oldu ve Orakelaşvili yerine Beriya geçti. Ancak Beriya 1934’te Gürcistan KP’nin önderliğine yeniden geri dönecekti. 1932’den beri Politbüro üyesi ve SSCB Ağır Sanayi Halk Komiserliği yönetimini üstlenmiş olan Sergo Ordjonikidze Beriya’nın Transkafkasya KP’de merkezi konuma gelmesinde dolaysız bir rol oynadı.(s: 50; a.g.e.)
Ordnjonikidze 1934’te Beriya’yla bir Transkafkasya gezisi yaptı ve gezinin sonucunda Beriya’nın ve Azerbaycan Halk Komiserliği başkanı Bakırov’un petrol endüstrisinde oynadıkları öncelikli rolden dolayı Lenin Ödülü’yle ödüllendirilmesini sağladı.(s: 51; a.g.e.)
İkinci Beş Yıllık Plan(1933-1937) ana hedef olarak Azerbaycan’daki petrol kaynaklarını hedef aldığı için Beriya’nın bölgede sahip olduğu konum onun önemli bir mevkide çalışması anlamına geliyordu. Beriya 1933’ten itibaren Bakü’ye yaptığı gezilerde Bakırov’la olan ortaklaşa çalışmaları sonucu Azerbaycan petrol endüstrisini iki sene içinde %50 oranında büyültmeyi başardılar.(s: 52; a.g.e.)
Yeni Beş Yıllık Plan dahilinde pamuk, şarap ve tütün üretiminde gözle görülür bir artış yaşandı. Kimya ve otomotiv sanayisine, çelik ve makine parça üretimine ağırlık verildi. Birçok yeni hidroelektrik enerji santralı kuruldu. Bu başarıları Beriya, 17. Parti Kongresi’nde Moskova’da tüm üst düzey Politbüro üyelerine aktardı.(s: 53; a.g.e.)
Beriya 1935’te yaptığı bir konuşmada Transkafkasya’da yaşanan olumlu gelişmelere rağmen sağcıların ve troçkistlerin bölgede gelişimi engellemek için çaba sarfettiklerinden ve bunlardan bazılarının da parti içindeki üyeler tarafından desteklendiğinden bahsetti. 1936’da Transkafkasya KP üyelerinin %19’u tutuklandı ve haklarında soruşturma başlatıldı.(s: 68; a.g.e.)
1936’da Transkafkasya Federasyonu’nun dağıtılması ve bölgedeki milletlerin çoğunluğunun kendi Sovyet’ine kavuşması kararı alındı. Bu durum, Federasyon’un yönetiminde bulunan Beriya tarafından Haziran 1936’da Pravda’da yayımlanan bir makalesinde kutluyordu. Merkez’den verilen bu kararın sonucu Ermenistan Sovyeti’nde bazı sorunların yaşanmasını da beraberinde getirdi. Beriya’yla arası iyi olmayan Ermeni KP başkanı Kancihan, takındığı ulusalcı-burjuva tavırla ülkeyi Sovyetler’den tamamen ayırmak istedi ve bundan dolayı Beriya’yla arası bozuldu. Beriya’nın yönlendirmesiyle Gürcü ve Azeri KPler Kancihan’ı ve kendisine koltuk çıkan Stepanian’ı karşı-devrime destek vermekle suçladı. 11 Temmuz’da Kancihan odasında ölü bulundu.(s: 70; a.g.e.) Her ne kadar Sovyet yetkililer Kancihan’ın ölümünü intihar olarak nitelemiş olsalar da ölümü Beriya’nın bir suikastı sonucunda da gerçekleşmiş olabilir. Ancak elde bulunan kaynak ve verilerin eksikliğinden dolayı kesin bir sonuca varmak imkansız.
Benzeri bir olay da Aralık 1936’da Abaza Merkezi Yargı Komitesi başkanı Nestor Lakoba’yla yaşandı. Beriya’yla Lakoba arasında ilk sorun 2. Beş Yıllık Plan zamanında Beriya’nın Gürcistan’da yaşayan Ermeni, Rus ve başka halkların Abaza topraklarına yerleştirilmesini istedi ve bu Lakoba tarafından onaylanmadı. Aynı ay içinde Lakoba, Abaza Tarım Halk Komiserliği başkanı Mikhail Lakoba’yla Beriya’yı ziyaret etmek üzere Tiflis’e yola çıktılar. Tiflis’e vardıktan birkaç gün sonra 40 yaşlarındaki Lakoba’nın kalp krizinden dolayı öldüğü bilgisi verildi. Burada Beriya’nın, Lakoba’nın öldürülmesini planlaması olasılığı çok da gerçekten uzak değil gibi duruyor. Beriya,Yeşov’un buyruğu altında çalıştığı yıllardan 1937’de 268.950 kişinin yakalanması talimatını verdi. Tutuklulardan 75.950’si daha sonra vuruldu.(s: 80; a.g.e.)
Beriya 1938’de Presidiyum’a üye olarak seçildi ve bu, Yeşov’la arasındaki konum farkını azalttı. Bu olaydan sonra Yeşov ve Beriya arasında bir takım sürtüşmeler yaşandı. 1938’de Yeşov Beriya’nın faşist-militarist bir örgütle işbirliği içinde olduğu savıyla Beriya’nın tutuklanmasını istedi. Yeşov tutuklama için Gürcistan NKVD başkanı Sergey Goglidze’yi, onun Beriya’ya olan yakınlığından muhtemelen haberi olmadan görevlendirdi. Goglidze tutuklama planını Beriya’ya iletti. Olay üzerine Beriya Stalin’e rapor vermek üzere Moskova’ya uçtu ve Yeşov’un kendisine karşı olan planlarını Stalin’e iletti.(s: 87; a.g.e.)
Yeşov’un sonunun getirilmesi konusunda muhtemelen Yeşov’un Beriya’yı tutuklatmak istemesi değil, bunun yanında başka nedenler de var. Stalin’e karşı suikast girişiminde ne Yeşov ne de Beriya’dan kesin bir iz var. Elimizde suçlananların Sovyet kaynaklarınca sunulan suç dosyaları var, ancak bu dosyaların da ne kadar oranda doğru olduğu ve ne oranda çarpıtıldığı bir kesinlik kazanmış değil. Mantıksal bir çıkarsama için Beriya ve Yeşov arasında yaşananlar oldukça muğlak. Ancak her iki NKVD görevlisinin de haksız yere birçok kişinin tutuklanması, işkenceden geçirilmesi ve öldürülmesi konusunda suçlu oldukları ve bu suçun Prezidiyum’a taşınmaması veya taşınsa da bunun parti liderlerince çok da önemsenmemesi/göz ardı edilişi olasılıkları söz konusu. Son kertede burada ortaya konabilecek en somut ifade parti ve gizli servis arasında Bolşevikler aleyhine tehlikeli bir kopukluğun yaşanması.
Beriya’nın ilerki 13 sene boyunca Gizli Servis’in başında kalmasını sağlayan nedenler savaşın araya girmesi ve bunun dışında Yeşov’a kıyasla Beriya’nın daha iyi bir organizatör olduğunu göstermiş olmasıydı. Ayrıca Stalin’in atom bombası programına en çok desteği veren yine Beriya’ydı. 1945’de esir alınan Alman nükleer enerji ve roket mühendisleri Baron Manfred von Ardenne ve Gustav Hertz Beriya’nın direktifleri altında Sovyetler’de nükleer silah üretimi konusunda araştırma programının başına getirildiler. Bu etkinlikte oynadığı rolden dolayı Beriya’ya 1949’da ikinci bir Lenin Ödülü verildi. Bu başarılarıyla beriya Politbüro ve Prezidiyum içinde Stalin’e en yakın önderlerden Jdanov, Malenkov, Molotov ve Kaganoviç’in arasında yer aldı.
5. Stalin’in ölümü
Farklı kaynaklarda Stalin’in sağlığı hakkında farklı yorumlara ve tasvirlere rastlanıyor. Enver Hoca Stalin’in 5 Mart 1953’e kadar herhangi bir sağlık probleminin olmadığını aktarıyor, ancak Stalin’in yaşından dolayı ve özellikle hem karısının intihar edişi, hem savaş yıllarında yıpranışı, hem de oğlunun savaşta Naziler tarafından vuruluşu -Stalin’in kızı Svetlana Aliluyeva’ya göre- onun sağlığını gözle görülür derecede etkiledi. Kısaca söylenecek olursa Stalin’in sağlığı konusunda birincil faktörler aile içi yaşananlar, ve bunun dışında savaş ve tüm mücadele yıllarıydı.
5.1. Stalin’in sağlığını etkileyen ailevi ve diğer sosyal faktörler
Molotov anılarında Stalin’in ikinci karısıyla arasındaki ilişkiden bahsediyor. Anlattığına göre 1932’de Ekim kutlamaları dahilinde Voroşilov’un evinde parti önderleri için verilen bir yemekte Stalin Yegorov’un karısıyla şakalaşıyor ve bunu gören Aliluyeva(Stalin’in karısı) kıskançlıktan yemeği terk ediyor. Molotov’un karısına tüm bir gece boyunca Stalin hakkında dert yanıp evine gidiyor. O akşam Aliluyeva evinde kendini vuruyor.(bkz.s: 172-175; Molotov Remembers; Inside the Kremlin Politics; Interview with Felix Chuev; Chicago; 1993)
Molotov’un gözlemine göre Aliluyeva Stalin’e çok bağlı bir kadındı, ancak akli dengesi normal değildi. Molotov’a göre bu yaptığıyla Aliluyeva Stalin’e bir tür “ders” vermek istedi; ya da bir şekilde onun ilgisini kendisine çekmek istedi. Son tahlilde olay çok saçma bir nedenden dolayı, kıskançlıktan ötürü yaşanmıştı. Olayın hem Stalin hakkında, hem de parti çevresinde derin ve olumsuz etkileri oldu. Stalin ve KP durumdan ciddi ölçüde etkilendi.
Stalin’in kızı daha sonra babası hakkında şöyle yazacaktı: “Babam oturduğu evi değiştirecekti. Annemin öldüğü evde daha fazla kalamazdı. Onun için Kuntsevo’da yeni bir daça yaptırdı ve sonraki yirmi sene boyunca burada kalacaktı.Biz çocuklar ve akrabalarsa yine de her Pazar, tatillerde ve yazları Subalovo’ya[Stalin’in eski evi] giderdik “(s: 184; Alilujeva, Svetlana; Zwanzig Briefe an einen Freund; Zurich-Wien). “Sanıyorum annemin ölümünden sonra [Stalin] korkunç bir darbe aldı. Bu olay onun insanlara ve arkadaşlarına olan güvenini yok etti, ortadan kaldırdı. O annemi eşi ve en yakın arkadaşı olarak gördü; ölümünü ise bir tür ihanet veya sırtından bıçaklanmak olarak algıladı.”(s: 200; a.g.e.) Svetlana’nın anılarında her ne kadar Stalin fazlasıyla öznel ve duyguyla karışık tasvir ediliyor olsa da Stalin’in yaşadığı sağlık problemleri bakımından akılda tutulması gereken ayrıntıları aktarıyor.
Svetlana bunun yanında ağabeyi Yaşa hakkında da yazıyor: “1943/44 kışı, yani Stalingrad zaferinden sonra, babam bana seyrek olan buluşmalarımızdan birinde şöyle dedi: “Almanlar bana Yaşa’ya karşı bizdeki esirlerden birini değiştirme önerisini yaptı. Bu tür bir pazarlıkta onlarla anlaşmam mı gerekir? Savaş savaştır.” [...] Çok sonraları, 1945 yazında, zaferden hemen sonra sadece tek bir kereliğine bir kez daha Yaşa’dan bahsettik. “Almanlar Yaşa’yı vurmuşlar.”, dedi. “Bunu Belçikalı şu ve şu isimli bir görevlinin başsağlığı dileklerini de ekleyip yolladığı bir mektuptan öğrendim. Belçikalı şahit olmuş, Amerikalılar herkesi serbest bırakmışlar.” Babam çok derinden sarsılmıştı, bu konuda daha fazla konuşmak istemiyordu.” Molotov’un aktardığına göre Stalin savaş sırasında yaptığı bir konuşmada oğlunun Naziler tarafından değiş tokuş edilmesi konusunda şöyle söylüyor: “Almanlar bana oğlumun yakalandığını ve bir toplama kampında bulunduğunu söylediler. Bana onu bizdeki bir esirle değiştirme önerisinde bulundular. Ancak benim daha önce söylediğim şimdi içinde geçerlidir! Savaş esirleri üzerinden ticaret yapılmayacaktır. Sadece o değil, savaşa giden her asker benim oğlumdu!”(bkz. Molotov Remembers). Yaşa Voroşilov’un aktardığına göre toplama kampından kaçarken vuruluyor.
5.2. Stalin’in savaşın sonundan ölümüne kadar sağlık durumu ve ölüm nedeni hakkındaki olasılıklar
Savaştan sonra Svetlana Aliluyeva, Stalin’in tansiyon problemi ve akciğerlerinde yanmadan şikayet ettiğinden bahsediyor. Parti içi liderler de Stalin’in sağlık durumunun kötüleşmesine paralel olarak çevresindeki parti önderlerine karşı eskiden olan güvenini kaybettiğini gözlemlediklerini aktarıyorlar.
Stalin’in ölümü konusunda iki ana ihtimal var: 1- Stalin kendi sağlık sorunları sonucu öldü; 2- Stalin zehirlenme yoluyla öldürüldü. Birinci ihtimal kendi içinde ikiye ayrılıyor: a- Stalin kendi sağlık sorunları sonucu, ancak dış bir müdahele olmadan öldü; b- Stalin kendi sağlık sorunları sonucu ve dış bir müdahele yardımıyla öldü. a- ihtimalinde Stalin’in ölümü sırasında gerçekleşen beyin kanaması vücudun doğal ölüm sürecinin doğal bir sonucu olarak beliriyor. b- olasılığı ise daha yaygın olan ve Kruşçov tarafından iddia edilen dış müdahale ihtimali. Buna göre Stalin 5 Mart günü hastalandığı sırada Beriya doktorların Stalin’le ilgilenmesini bilinçli olarak önlemiş ve doktorlara geç haber verilmiş. Müdahelenin geç yapılmasından dolayı Stalin’in sağlık durumu düzeltilememiş.
İkinci ihtimal ise daha çok Stalin’in ölümünden sonra da Stalinci kalmış olanlarca ileri sürülen tez, yani onun öldürülmüş oluşu. Bu olasılıktan Kruşçov da bahsediyor. Nitekim Kruşçov’un yalan söyleme alışkanlığı akla bu zehirleme işini kendisinin yapıp suçu Beriya’ya atmış olma ihtimalini getiriyor. Öbür taraftan Beriya’nın ismi, Enver Hoca’nın anı veya yazılarında geçmiyor. Enver Hoca parti içi durumu dışarıdan izlediğinden olayları doğal olarak tüm detaylarıyla takip edemezdi. O sadece Stalin’e suikast girişiminin daha önce defalarca denendiği ve bu sefer bu amaca ulaşıldığı ihtimaline ağırlık veriyor. Dolayısıyla Beriya Enver Hoca tarafından direk olarak bir suçlu konumuna getirilmiyor. Ancak Molotov anılarında Beriya’nın, Stalin’in öldürülmesinden sorumlu olabileceğinden bahsediyor.
Beriya parti içi krizi yaşamış tüm Stalinciler tarafından Stalin’den ayrı tutulurken tüm kaynaklarda Stalin karşıtları Beriya’yı Stalin’le bir tutuyorlar. Yani Stalin’e karşı olanlar O’ndan bahsederken Beriya’yı da devamlı anıyorlar. Bu “tesadüfler zinciri” içinde bize daha güvenilir birlaç ipucunu Molotov’un Feliks Çuyev’le yaptığı konuşmalar verebilir.
Molotov: “Bazı insanlar Beriya’nın Stalin’i öldürdüğünü söylüyorlar. Bu olasılığın gözardı edilemeyeceğine inanıyorum.”
Çuyev: “Batı radyoları 5 Mart olayıyla ilgili detaya inerek doktorların organize ettiği bir suikast girişimi olasılığından bahsettiler.”
Molotov: “Bu mümkün. Bu olasılık da kesinlikle göz önünde bulundurulmak zorunda. O ikiyüzlü ve güvenilmez biriydi. Kendi paçasını kurtarmak için herşeyi yapabilirdi. Olayın örgüsü çok karmaşıktı. Ben de her zaman için Stalin’in doğal olmayan yollardan öldüğü opsiyonuna ihtimal veriyorum. O ciddi anlamda hasta değildi. Çok yoğun çalışıyordu.. Ve çok da canlı kalmayı başardı.”(s: 126; Molotov Remembers)
Burada Molotov’un kendi inandığı noktalar ve Stalin hakkında birkaç tasvir var. Stalin’in öldürülmüş olma ihtimalini Molotov rahatça Beriya’nın geçmişi ve kişiliğiyle bağdaştırabiliyor. Molotov bizim için güvenilir bir kaynak olabilir mi? Burada verilebilecek yanıt “havet”. Evet, çünkü yaşamı boyunca Stalin’e bağlı kalmış ve Kruşçov’un anti-demokratik parti içi uygulamaları sonucu tüm politik etkinliğini ve gücünü kaybetmiş biri olarak Çuyev’le konuşuyor. Bu durum bir bakıma onu geçmişe daha nesnel yaklaşmaya ve Stalin hakkında daha tarafsız yargıda bulunmaya itmeye zorlamış gibi gözüküyor. Hayır, çünkü aradan geçen zaman her türlü detayın hafıza içinde filtre olmasına neden oluyor. Son tahlilde Molotov’un neye inandığı Stalin’in öldürüp öldürülmediği konusunda bize net bir cevap veremez. Ancak Molotov’un Beriya hakkında söyledikleri birçok başka şahıs tarafından da dile getiriliyor.
Beriya konusunda Molotov O’nun yaptığı hatalardan devam ediyor:
Molotov: “[Beriya] Malenkov’un arkasından bir takım işler çevirmeye başladı ve Bakanlar Konseyi Başkanlığı konumunu onaylamayı reddetti, çünkü O, tüm kontrolü kendi otoritesi altında toplamak istiyordu. Kruşçov aptal değildi. [Kruşçov] Merkezi Komite’yi kendi döneminden sonra istediği gibi kurmayı başardı.”(s: 333; a.g.e.)
Kruşçov’un parti içi iktidarı elinde toplaması ve Presidiyum’un yapısında değişiklik yapması konusunda şunları söylüyor: “Malenkov [Prezidiyum] oturumu[nun] başkanlığını yapıyordu, çünkü Bakanlar Konseyi başkanı her zaman için Politbüro oturumlarının da yönetimini üzerine aldı. Malenkov sessizliğini korudu ve ben, onun daha sonra da Beriya’yı izleyeceğini biliyordum. Ortak bir anlaşmaya varamadığımız için [3 kişilik] yeni özel bir komite kuruldu-Malenkov, Beriya ve ben. Beriya sosyalizmin kendisini hiçbir açıdan desteklemezken ben sosyalist olmayan bir politikanın uygulanmasında başı çekmek durumunda kaldım. [...] [Beriya:] “Almanya’da sosyalizm gerekli değildir!.””(s: 335; a.g.e.)
“Beriya’nın [daha sonra izlediği çizgi] Stalin zamanında hiçbir şekilde tartışma konusu olmadı.”(s: 336; a.g.e.) “Herşeyden öte Beriya [Stalin’in ölümünden sonra] benim aldığım konum konusunda düşüncesini belirtmedi. O zamanlarda Beriya’nın prensipsiz biri olduğuna inandım ve buna halen inanıyorum. O her zaman için kendi çıkarı peşinde koşan bir kariyeristti; ya da deyim yerindeyse yaptığı yargılarda bolşevizme atıfta bulunmamaya başladığından beri gerçek bir kariyeristti. [...] O gerçek bir komünist değildi. Ben onu Parti’deki bir parazit olarak görüyorum. [...] O sadece kendi çıkarları doğrultusunda çalıştı. [...] Beriya’nın kendisi Stalin’den çok korkuyordu. Bu konuda O [Stalin] çok uzağı göremezdi, ancak Stalin Beriya hakkında fazla korumacı davrandı.”(s: 339; a.g.e.) “O [Beriya] kendi hayatından çok endişe duyan biriydi. Stalin’den korkuyordu. [...] Kafasında sadece birkaç düşüncesi olan bir insandı, belki de hiçbir fikri yoktu, ancak yetenekli bir kişiydi. O her ne yaptıysa emperyalizme iyilikti. Sorun onun bir emperyalizm ajanı rolünü oynamış olmasıdır. Doğu Almanya’da sosyalizm konusunda başarıya ulaşsaydı bu emperyalizme büyük bir hizmet olacaktı.”(s: 340; a.g.e.) “Kendi yaptığı iş için uygun bir kişilikti, o kadar ileriye gitmedi, ancak tehlikeli bir karakterdi. [...] O’nun bir tür ölümü göze alan savaşçı veya başka tür bir düşman olup olmadığını bilmiyorum; ancak onun [son kertede] bir düşman olduğunu biliyorum.”(s: 343, a.g.e.) “Birisi Beriya’nın tezinin tartışılması gerektiğini ileri sürdü ve ben de orada konuşacak ilk kişiydim. Orada Beriya’nın yoldan çıktığını, ciddiye alınamayacağını ve komünist olmadığını söyledim. Belki önceleri bir komünistti, ama daha sonraları yoldan çıktı ve partiye yabancılaştı.”(s: 344; a.g.e.)
Burada Molotov olaylar zincirinin perde arkasını aralayan bir rol oynuyor. Molotov’un bir Stalinci olarak bize aktardığı verilerde yanlışlık veya çarpıtma payı oluşu çok düşük bir ihtimal. Diğer taraftan Beriya’nın geçmişi ve yaptığı konuşmaların içeriğinden bir komünist olmayışı sonucunun çıkartılması Molotov’un söylediklerinin yüzde yüz inandırıcı oluşunu engelliyor. Şurası kesin ki Beriya parti içinde birçok düşman edinmişti ve partiyle Gizli Servis arasında yaşanan ayrılık konusunda Beriya etkin bir rol oynadı. Bu da Beriya’yı partiye karşı suç işlediği sonucunu ortaya koyuyor. Ancak Beriya hakkında Molotov dışında diğer Stalinciler’in aktardıkları herhangi bir kaynağın olmayışı (veya benim tarafımdan bilinmeyişi) konuyu başka tanıklarla beraber çok yönlü olarak ele almayı engelliyor.
Molotov dışında iki önemli tanık Kaganoviç ve Şukov. Kaganoviç Çuyev’le yaptığı röportajlarda Molotov’a çok yakın düşünce ve gözlemleri dile getirirken Marşal Şukov Beriya ve Abakumov’un kendi ofisinden özel not defterleri, resim albümleri ve birçok gizli belgenin çalınmasını organize ettiğini iddia ediyor. Daha sonra bu eşyalar Gizli Servis arşivinde bulunuyor ve Malinovski tarafından Şukov’a geri veriliyor. Şukov’un dediğine göre tüm resimlerde oynamalar ve değiştirmeler yapılmış. Yine Şukov’a göre Beriya Stalin’i Şukov hakkında bilinçli olarak yanlış bilgilendirmiş ve Stalin’le Şukov’un arasını bozmaya çalışmış. “Hatta Stalin bana bir keresinde direk olarak cezalandırılmam gerektiğini söyledi.”(s: 343; Nekrassow, Wladimir F.(Hrg): Berija; Bechtermünz Verlag; 1996)
Molotov’un söyledikleri Kruşçov’un Beriya hakkındaki senaryosunu destekler nitelikte; yani Beriya’nın Stalin’i öldürmesi ihtimali. Enver Hoca’nın yaptığı gözlemin yukarıda adlandırılan olumsuz boyutu dışında bir de olumlu boyutu var; o da konuya parti içi kişiliklerden daha yukarıdan bakabilmek. Enver Hoca Kruşçov’un Beriya’ya saldırmasının ardında Stalin’e ve Lenin’e karşı haince planlarının olduğunu, Stalin ve Lenin’in ortadan kaldırılması için Beriya’nin yok edilmesi gerektiği olasılığından bahseder. Her ne olursa olsun Beriya’nın olumsuz bir karakter olduğunu varsaymak Kruşçov’un işine yaradı.
5.3. Stalin’in ölümü konusunda son söz
Kruşçov’un iddia ettiği gibi Beriya gerçekten Stalin’i öldürmüş olabilir. Bu konuda doktorlarla anlaşmış, onu zehirlemiş olabilir; veya Stalin hastalandığı sırada doktorların Stalin’e tıbbi müdahelede bulunmasını bilinçli olarak engellemiş olabilir. Ancak madalyonun diğer tarafı da var. Beriya Molotov’un dediği gibi bir hainse, bu parti içinde iki hainin varlığından bahsetmek anlamına geliyor: Beriya ve Kruşçov. Eğer Beriya Stalin’i öldürebilecekse, bunu Kruşçov neden yapmamış olsun? Çünkü son tahlilde Stalin’in ölümü Beriya’ya değil Kruşçov’a yaradı. Burada iki olası katilden Beriya, kendi geçmişinden dolayı Stalin’in katili rolüne daha çok yakıştırılıyor. Ancak her ne kadar Stalin’in kim tarafından veya ne şekilde öldürüldüğü bilinmese de Kruşçov’un Stalin’in ölümü konusunda parmağı olabileceği gözardı edilmemeli.
6. Stalin’in ölümü sonrası
5 Mart 1953’te Stalin öldükten sonra partide ve ülke içinde ciddi bir lider krizi yaşandı. Stalin’den sonra kimin onun yerine geçeceği bilinmiyordu. Sovyetler Birliği adeta bir tür belirsizlik içine sürüklendi.Parti liderlerinden Molotov, Kaganoviç, Malenkov, Bulganin Kruşçov ve Beriya arasında önce Kruşçov tek kalmak üzere bir kutuplaşma yaşandı. Malenkov-Molotov-Beriya arasında ana bir grup kuruldu ve bu bloğu dağıtmak için Kruşçov kendisi için en büyük tehditi oluşturan Beriya’yı hedef aldı.
Beriya Kruşçov için hem kolay hem de zor bir hedefti. Kolay olmasının nedeni hem Politbüro içinde hem de tüm parti ve ülkede birçok düşmanının bulunmasından dolayı arkasında bir çoğunluğun duruşuydu. Zor olmasının nedeni Beriya’nın NKVD’nin başında bulunması ve bir gizli polis ordusunu kendi otoritesi altında tutmak istemesiydi. Molotov’un aktardıklarına göre Beriya Stalin’in ölümünden sonra parti liderliğini tek başına eline almak istedi ve Politbüro’nun diğer üyeleri bu duruma karşı çıktı.
Beriya’nın ortadan kaldırılması Kruşçov’un hem bir düşmanından kurtulmasını sağlayacaktı hem de kendisinin parti ve ülke içindeki prestijini arttıracaktı. Ortada dönen bu politik oyun içinde Kruşçov Enver Hoca’nın aktardığı kadarıyla bir çeşit şarlatanca tiyatrovari söylevlerle Beriya’nın tutuklanması konusunda bir çoğunluk sağladı.(bkz. Enver Hoca; With Stalin; ve; Krushchevists)
6.1. Beriya davası
Haziran 1953’te Kruşçov Beriya’nın yakalanmasını Stalingrad’daki en önemli general olan Marşal Şukov’un ve adamlarının yardımıyla başardı. Kruşçov’un ve Şukov’un anlattıklarına göre Beriya odasında Şukov ve adamlarının silahlı operasyonu sayesinde yakalandı ve hapse atıldı.(bkz: 323-345; Nekrassow, Vladimir F.: Berija) Bu senaryoda ters olan, Beriya’nın yakalandığı Haziran ayından itibaren fiziksel varlığına dair hiçbir izine rastlanamayışı. Duruşmada çekilmiş ve Pravda’da yayımlanmış ne bir fotoğrafı, ne mahkemede verdiği bir ifade mevcuttur. Onlarca troçkist ve sağcı hükümlü Stalin zamanında Moskova davalarında kendilerini savunma hakkına sahipken bu durum, Stalin’i demokratik olmamakla suçlayan Kruşçov zamanında oluyordu.
6.2. Davada Beriya’ya yapılan suçlamalar
Malenkov Beriya’nın atom ve hidrojen bombası üretimi konusundaki planları hakkında konuşuyor: “Ona [Beriya’ya] özel komitenin çalışanları [...] yönetim karar planıyla ilgili bir belge ulaştırdıklarında, Beriya belgeyi karaladı ve kendi hükmünü ilan ederek komite kararını merkezi komiteden gizledi. Biz burada Beriya’nın yoldaş Stalin zamanında dahi birçok yoldaş tarafından bu tür güven sarsıcı olaylara karıştığı fazlasıyla görüldü.”(s: 37-38, Der Fall Berija; Prtokoll eıner Abrechnung; Das Plenum des ZK der KPdSU Juli 1953; Stenographischer Bericht)
Kruşçov Beriya’nın, gizli servisin yetkilerini kendi verdiği kararca değiştirmeye çalıştığından bahsediyor: “Beriya MVD’nin denetimi altında bulunan özel bir mahkemeye sağcıları gruba eklemek önerisini yaymak istedi. Özel mahkeme olayının gündeme taşınması ne demek? Bu, Beriya’nın elinde serbest hüküm gücünü toplaması demek. Bu, onun istediği kişiyi cezalandırabilmesi, istediği şahıs hakkında soruşturma başlatabilmesi ve onu yargılayabilmesi demekti. Bu noktada karşı-devrimci ayaklanmalar hakkında hukuki olayların izlenmesinde yargı organının devre dışı kalması sorunuyla karşı karşıya geldik. Bu tip olayların araştırılması için gerçekten özel bir mahkemeye gerek var mı? Beriya özel mahkemenin ortadan kaldırılmasını değil, bunun tam tersini öneriyor. O buna neden ihtiyaç duyuyor? İnsanları bu özel mahkeme yardımıyla istediği gibi yargılayabilmek için. Şunu kendisi söylüyordu: “Ben insanları herhangi bir itiraf belgesinin altını imzalamak için zorlayabilirim; bu durum o şahısın İngiliz kral ve kraliçesinin doğrudan bir bağı olması durumunda da değişmez.” Ve o da bunu gerçekten yapmıştır.”(s: 57; a.g.e.)
Kruşçov Beriya’nın Almanya’yla ilgili savunduğu politikadan bahsediyor:“Almanya sorununun tartışılması esnasında açıkça emperyalizmin bir provokatör ajanı gibi bir tutum almıştır. [Beriya] Doğu Almanya’da sosyalizmin inşası projesinden vazgeçmeyi ve bölgeyi batılı güçlere bırakmayı savundu. Bu, 18 milyon Alman’ı Amerikan emperyalistlerin hakimiyeti altında bırakmak demekti. [Beriya] şöyle dedi: Almanya’da nötral ve demokratik bir Almanya yaratılmalıdır.”(s: 66; a.g.e.)
Molotov Beriya’nın politik etkinliği hakkında konuşuyor: “Temelli bir şekilde Beriya’nın içinde bulunduğu özel durum hakkında düşünmeye değer. Beriya iç güvenlik ve devlet güvenliği organlarının tek bir bakanlık çatısı altında birleşmesiyle beraber burada yönetim görevini üstlendikten sonra şimdi herkes tarafından açıkça bilindiği gibi bakanlığın organlarını kendi parti düşmanı ve Sovyet karşıtı emelleri doğrultusunda kullanmaya başladı.(s: 72; a.g.e.) “Daha önce söylenenlerden de anlaşıldığı gibi Beriya’nın Almanya sorununa yaklaşımında tesadüfi bir yapı söz konusu değildir. O zamanlarda [Beriya] Doğu Almanya’da sosyalizmin inşasından vazgeçmek konusunda her zaman hazır bir tavır takındı. [Beriya] her türlü şekilde bizim partinin Almanya bağlamında eski çizgisinden uzaklaşmamızı talep etti. O, bu zamanda Almanya’da ne agresif ne de emperyalist bir devletin emperyalist devletlerle olan yakın ilişkiler içinde olmamasıyla mümkün olacağından dolayı Sovyetler Birliği’nin Almanya’yı sadece bir burjuva temeli üzerine kurulması sonucu memnun edilebileceği fikrini gerçekleştirmeye uğraştı. Günden güne Beriya’nın komünist bir konuma sahip olmadığı açıklık kazandı. Bu şartlar altında Beriya gibi partimizle hiçbir alakası olmayan, burjuva tutumu içinde ve Sovyetler düşmanı bir kişilik önümüzde duruyordu.(s: 79; a.g.e.) “Birçok seneler Merkezi Komite Prezidiyum üyeleri Beriya’yla yakın bir ilişki içindeydi. Ancak Beriya’nın bize yabancı, kirli ve ahlaksız bir tip olduğu şu an görülebilmiştir. Onun bize bir iyilik getirmediği, tersine büyük bir hain ve tehlikeli bir maceracı olduğu şu an açıklığa kavuşmuştur.”(s: 81; a.g.e.)
Kaganoviç Beriya hakkında konuşuyor: “Kendisi Stalin yaşadığı sırada onun birinci, en güvenilir ve üretken öğrencisi gibi gözüken bu utanmaz insan, yoldaş Stalin’i[n imgesini] yok etmeye çalıştı. Korkmak zorunda olmaksızın saklandığı delikten çıktı ve kendi ardında barındırdığı küstah ve utanmaz tavrını ortaya çıkardı. Onun tarafından yaratılan atmosferin, entrika oyunları ve birbirine düşürülmelerin [...] oturumlarda eleştirel uyarıların bastırılmasının önüne geçilemez oluşu [veya olabileceği] konusunda hemfikir olduk.”(s: 135; a.g.e.)
Snyeçkus: “Yoldaş Kruşçov ve yoldaş Malenkov Litvanya’da burjuva-ulusalcı etmenlerin fazla güçlü bir konuma gelmeye başladıklarıyla ilgili doğru söylediler. [...] Beriya burada da kendisini uluslar hakkındaki politika konusunda tek otorite sahibi olarak tanıtma emelini gütmüş ve böylece Merkezi Komite’nin otoritesinin altını kazmıştır.(s: 180; a.g.e.)
Baybakov: “Beriya’yı yaptığımız ortaklaşa işten dolayı on seneden fazla bir zamandan beri tanıyorum ve şu ana kadar onunla telefonla veya yüzyüze yaptığım konuşmalarda herhangi bir anlamlı[mantıklı] konuşma geçmiş olduğunu hatırlamıyorum. Genel olarak insanları en utanmaz şekilde kaçırmaya çalışır ve onları şu tip ifadeleri dile getirerek yaralardı: “Senin bacaklarını kıracağım”, [..] “seni hapse atacağım”, “toplama kampına yollanacaksın”, seni o yüksek kulenden[7] devireceğim” vs. [...]”(s 301; a.g.e.)
6.3. Beriya’ya yapılan suçlamaların değerlendirmesi
Yukarıda aktarılan suçlamalar tüm mahkeme tutanaklarında en kabul edilebilir veya mantıklı olanları. Başta Kruşçov olmak üzere tüm Politbüro üyeleri Beriya’ya karşı olumsuz ve olumsuzlayıcı veya kötüleyici bir yaklaşım içindeler. Ancak ortaya sürülen hiçbir suçlama belli bir kaynağa veya kanıta dayandırılmıyor. Bugün baktığımızda bu yapılan suçlamalara asılsız demek gerçekçi olmaz, ancak yapılan tüm suçlamaların ve görgü tanıklarının tüm anlattıklarının gerçekle bire bir örtüştüğüne inanmaksa saflık olur.
Hiçbir Politbüro üyesi Beriya’nın doğrudan partiyi hedef alan bir suç işlediğini kanıtlayamıyor, bunun yerine Beriya’nın kendince kararlar alışı ve Stalin’den sonra oluşan önder boşluğunu diğerlerinin onayı olmadan doldurmaya çalışına karşı çıkılıyor. Beriya’nın parti içinde sayısız düşmanı olduğunu söylemek zor değil ve bu durumda Beriya’yı tamamen suçsuz ve diğer herkesi suçlu ilan etmek de imkansız. Ancak ne bu dava tutanakları, ne Beriya’nın konuşmaları, ne de başka bir belge Beriya’nın doğrudan partiyi hedef alan bir davranışını veya düşüncesini kanıtlıyor.
Kruşçov’un en çok güvendiği arguman Beriya’nın Almanya konusunda “teslimiyetçi” bir tavır takınması. Ancak Almanya konusu bu kadar basit değil. Almanya’nın tamamı değil, sadece yarısına yakın kısmı Sovyet toprağı olmuştu. Ülkenin tamamı ve başkent Berlin bölgelere ayrılmıştı. Stalin’in ölümüne değin tüm bir Almanya’da Sovyetler’in büyük özverisiyle kentler yeniden inşa edilmişti ve Doğu Almanya kendi anayasasına sahip bir ayrı ülke statüsünü kazanmıştı. Keza Doğu’yla Batı arasında artan gerginlik ve Doğu’da askeri bir dizi önlem ve bunun dışında savaştan beri yaşanan işsizlik Doğu’dan Batı’ya binlerce insanın göç etmesine neden olmuştu.
Mart 1953’te yapımı devam eden Berlin’deki Stalinallee’de[8] inşaat işçilerinin, çalışma normları konusunda şikayeti Stalin’in ölümünden sonra yaşanan kısa bir politik boşluktan yararlanarak ve Amerikancı radyo Rias’ın kışkırtmasıyla da bir protesto hareketine dönüştü. Kısa süre içinde tüm Doğu Almanya içinde birçok kentte ayaklanmalar yayıldı ve ayaklanmaları bastırmak konusunda geciken SED yönetimi çareyi Moskova’da aradı. Başından beri Beriya Almanya’ya yapılan yardımın ve harcanan devlet gücünün Sovyetler için aşırı yük olduğunu söylüyordu. Ulbricht’in başında bulunduğu Alman heyeti Merkezi Komite’ye kendisine askeri yardım yapılıp yapılamayacağını soruyor. Durum karşısında kesin bir çözüm bulmak durumunda kalan Beriya Almanya’ya yardım yolamayı kabul ediyor. Bu olaydan sonra Doğu Almanya’nın sınırları dikenli tellerle Batı’dan ayrılıyor ve sıkı bir sınır denetimi uygulamasına geçiliyor.(bkz: Hrg:Spittmann,Ilse/Helwig, Gisela: DDR Lesebuch: Stalinisierung 1949-1955;)
Molotov ve diğerlerine göre Beriya’nın bu tutumu, bölgeyi Amerika’ya teslim etmek demek. Ancak öbür taraftan tüm bir Doğu Almanya tarihine bakıldığında Sovyetler Birliği sadece Doğu Almanya üzerinden batı ülkelerine komşu olduğu ve olası bir askeri harekat sonucu hazır bulunma zorunluluğundan dolayı en az Amerika kadar askeri harcamalara bütçe ayırdı. Sadece Beriya, Almanya’ya yapılacak yardımın Sovyetler için fazla bir yük teşkil ettiğini ve bunun, Sovyetler’in kendi ekonomik gelişimi için kullanılması gerektiği tezini savunması Molotov ve diğerlerini Beriya’ya ulusalcı-burjuva suçlamasını meşru kılabilmiş.
Burada kimin Almanya konusunda haklı olduğundan çok, neden herkesin Beriya’ya karşı yüklendiği üzerinde kafa yormalıyız. Beriya’ya yapılan ahlaksızlık vb. suçlamaların şüphesiz bir nedeni var ve Beriya da kesinlikle tamamen suçsuz değil. Beriya’nın, Stalin’in ölümünden sonra çok değiştiği söyleniyor, ancak bu parti içindeki herkes için söylenebilir. Stalin’in ölümü parti, ülke ve dünya için başka bir devir demek anlamına geldi. Beriya dışında Molotov, Kaganoviç, Malenkov ve tabi ki Kruşçov da değişti. Molotovlar’ın “değişmek”le kastettiği Beriya’nın dönekliği, ancak ne Almanya sorusunda ne de parti içi konularda Beriya’nın partiye karşı işlediği somut ve inandırıcı bir “suç” bulunuyor. Başka bir deyişle Beriya’nın parti karşıtlığı kesin ve tam olarak somut tarihsel ortaya konabilmiş değil.
Eğer bu tür inandırıcı bir arka plan yoksa o zaman Molotovlar’ın saldırısının gerekçesi neydi? Bu gerekçe kendisine geçmişi değil geleceği referans alıyor olabilir. Yani Beriya’nın şimdi görülen çift yüzlü tutumunun sonraları aşırı noktalara varacağı ve kendileri için tehdit oluşturacağı olasılığı. Bu konuda tüm bir parti(gerek Stalinciler, gerekse de Stalin düşmanları) Beriya’ya karşı cephe almışsa, bu konuda Beriya’nın tanıklar üzerinden az çok olumsuz ve parti bütünlüğünü tehdit eden bir yaklaşımı oluşu(tüm bu tarihi belirsizliklere, muğlak kaynaklara ve komplo teorilere rağmen) mümkün gibi görünüyor.
Olay Kruşçov tarafından ele alındığında mahkemenin neden bu kadar üstün körü yapıldığı, sorgu ve yargı süreci için gereken argumanların neden bu kadar inandırıcılıktan uzak olduğu ve Beriya’nın kendisine neden savunma hakkı tanınmadığı daha rahat anlaşılıyor. Enver Hoca’nın dediği gibi Kruşçov için Beriya’nın idamı bir başlangıçtı. Beriya’ya kendisini savunma hakkının tanınmamasının ardında 2 olası ana neden var:1a) Beriya tutuklanma sırasında Marşal Şukov ve adamlarıyla bir çatışmada öldürüldü ve Şukov olaydan on sene sonra yazdığı yazıda yalan söylüyor. Bu da mahkemenin tamamen düzmece olduğu demek; 1b) Tutuklanma sırasında Beriya gerçekten öldürüldü, ancak Şukov’un yazısı Kruşçov’un direktifi altında başkası tarafından kaleme alındı(belki de Kruşçov tarafından). Ancak yine de bu olasılıkta mahkeme göz boyamak için yapıldı; 2) Kruşçov Beriya’nın mahkemede Kruşçov aleyhine çoğunluğu kendi arkasına almasından korkuyordu. Ona kendisini savunma hakkını tanımak, onun öldürülmesi konusunda elinde bulunan şansı kaçırması demek olabilirdi. Sonuç olarak Beriya’nın resmi ölüm tarihi Aralık ayında gösterilirken, bunun gerçekte tutuklamanın gerçekleştiği Haziran ayı olması çok güçlü bir ihtimal. Eğer Beriya gerçekten öldürüldüyse bu Kruşçov’un yalanlar listesine eklenebilir.
Bu iki ana ihtimal karşısında Beriya’dan öte Kruşçov’un “asıl yüzünü” Stalin’den sonra gösterdiğini söylemek daha doğru olur. Beriya’nın öldürülmesi Kruşçov’un sadece düşmanlarından birini ortadan kaldırması anlamına gelmedi, bunun dışında Kruşçov parti içi prestijini arttırdı ve parti içi yaşanan önderlik krizinde parti içi istenmeyen bir kişiliğin ortadan kaldırılışında merkezi bir rol oynayarak bir tür “önder” veya “lider” konumuna yakın politik bir rol oynadı. Yani Beriya’nın öldürülmesinin Kruşçov açısından hem somut, hem de sembolik bir anlamı var.
7. Beriya’nın vurulmasından sonra parti içi durum
Beriya’nın yokluğuyla önce Malenkov, Molotov ve Kaganoviç’ten oluşan Stalinci parti içi bir grup kuruldu. Bulganin ve Suslov Kruşçov’a yaklaştılar. Beriya’dan sonra Yugoslavya’yla ve Çin’le Stalin zamanında gerilen ilişkilerin iyileştirilmesine ağırlık verildi ve 1956’ya kadar 5. ekonomik planda hedeflenen ökonomik büyüme ve toparlanma projesi gerçekleştirilmeye çalışıldı. Kruşçov’un Stalin karşıtı 1956’da yapacağı gizli konuşmayı Beriya’nın öldürülmesinden hemen sonra yapmamasının nedenleri 1- Beriya’dan sonra parti içi statüsünü kesin bir konuma getirmek ve anti-leninist saldırılarını gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyduğu otoriteyi edinmek; 2- beşinci beş yıllık planın resmi süresini beklemek. Stalin’in ölümü tam olarak da beşinci beş yıllık planın ortasında gerçekleşti ve bu dönemde Stalin’e karşı saldırmak politik olmaktan öte Kruşçov’un kariyeri aleyhine ülkeyi olası bir ekonomik çalkantıya sürüklemek anlamına gelebilirdi.
7.1. Yirminci Parti Kongresi’nde Kruşçov
Kruşçov uzun yıllardır Lenin’e ve Stalin’e karşı beklediği öç anına 25 Şubat 1956‘te kavuştu. Yaptığı “şov”da Stalin’in kendi çevresinde bir kişisel kült kurmaya çalıştığı, parti ve ülke içinde bir “terör” estirdiği, birçok “yoldaşı” “katlettiği”, parti içi kolektif çalışmayı tamamen “yok ettiği” gibi gerçekle alakası olmayan bir dizi suçlamayı ileri sürdü. Beriya’nın öldürülmesinden önce ve sonra parti içinde oynadığı tiyatrolar meyvesini vermiş, Stalin’den sonra yaşanan krizi son derece iyi ve kendi lehine kullanabilmiş ve Molotovlar da bu duruma sessiz kalmışlardır. Molotovlar Kruşçov’un Beriya’ya karşı sürdüğü yarı-doğru, yarı-yanlış tezleri desteklemiş ve onun arkasında yer almış ve şimdi de onun oyununa gelmişlerdir. Kruşçov Molotovlar’ı adeta köşeye kıstırmış, Molotovlar Kruşçov’un parti kongresi boyunca yaptığı şarlatanlığa Kruşçov’un tıpkı kendileri gibi kafaladığı bir dizi başka uyur-gezerin varlığını bildiklerinden hiçbir ses çıkartmamışlar ve politik yaşamları boyunca hem geçmiş, hem de gelecek bağlamında hayati bir hata işlemişlerdir. Sovyetler Birliği’nin iç ve dış politikasının liberal-kapitalist çizgiye kaydırılmasının ilk resmi adımı olan Kruşçov’un oynadığı liberalizm tiyatrosunda elleri kolları bağlı kalarak tepki göstermemişlerdir.
Molotov: “Kruşçov XX. Parti Kongresi’nde konuşmasını yaparken ben de çoktan ikinci sıraya itilmiştim. İnsanlar bana karşı bir mesafe almaya başlamışlardı. [...] Parti o zamanlarda bu tür bir analize hazır değildi.[9] Tam anlamıyla dışarıya atıldık. Parti içinde [kısa sürede] kendi konumumuzu düzeltebiliriz diye umdum. Ortaya konuşmak o an için beklenemezdi ve kimse de bizi desteklemezdi. Kimse. Birkaç hazırlık yapmamız gerekiyordu.”(s: 350; Molotov Remembers)
Molotov burada birkaç uyduruk bahane sıralıyor. Bunlardan biri partinin bir karşı-analize hazır olmayışıymış. Yani dediğine göre şöyle bir sonuç çıkartmak mümkün: Ülkeyi 30 sene yöneten Stalin’den sonra parti içinden bir adam Stalin’e bir takım gerçekle alakası olmayan bir dizi hakaret ve suçlama yöneltiyor ve Stalin’e yakınlığıyla bilinen Molotovlar Stalin’i savunmak için partinin buna “hazır” olmadığını düşünebiliyorlar. Burada Molotov iki tip hazırsızlıktan bahsediyor. 1- Kendi uydurduğu akıl dışı “partinin hazırsızlığı”, ve 2- kendilerinin bu tür bir analizi ortaya koymak için hazır olmadıkları. Bu ikinci sorun aslında bizim araştırma konumuzun ana çekirdeğini oluşturuyor. Çünkü leninist parti asıl özeleştirel iç krizini ne tam Beriya’nın, ne de tam Stalin’in ölümünden sonra yaşadı. Bizim burada parti kriziyle kastettiğimiz Stalinciler’in girdikleri teorik ve pratik kriz. Ancak bu teorik kriz yazının son bölümünde ağırlıklı olarak işlenecektir.
Yukarıda değinilen ilk “hazırsızlık” tipi bize burada Stalin’in de partide öldüğü senelerde dahi parti içinde düşmanları olduğunu gösteriyor. Beriya’nın verdiği her infaz emri Stalin’in onayından geçtiğine göre Kruşçov’un Beriya’yı yargılanmasında konunun Stalin’e getirilmesi öngörülebilirdi ve belki de Molotovlar dahi Stalin zamanında partinin ülke içinde Gizli Servis üzerinden (bu her ne kadar zorunlu bir süreç olsa da) binlerce kişinin tutuklatılması ve öldürülmesi olayından o kadar rahatsız oldular ki, sağcılarla yaşanan çatışmanın ortadan kaldırılmasında sorunun sağcılardan değil de, Stalin’den kaynaklandığı “hissine”[10] kapıldılar.
Molotov’dan devam edelim: “[Feliks Çuyev:] Kruşçov’un raporu Politbüro’da tartışıldı mı? [Molotov:] Evet, tartışıldı. Bütük bir çoğunluk fazla beklemeden onu onayladı. [Çuyev:] İnsanlar Stalin’e karşı bir eleştiriye hazır değillerdi, ancak en başta sanki herşey önceden hazırlanmış gibi duruyor. [Molotov:] Bu olay açıktan desteklenmedi, ama insanlar zaten bu yola sürülmüşlerdi. [...] En kötüsü bunun parti içinde bir salgın gibi yayılmasıyıdı. Benim de korktuğum buydu, açık bir salgın. Bunu iyileştirmekse çok zordu.”(s: 350; a.g.e.)
Burada Molotov istemeden ve farkında olmadan da olsa kendi yaptığı hataya geri dönüyor ve işledikleri hatanın düzeltilemez sonuçları altında çaresiz kalıyor. Diğer yandan parti içinde diğer üyelerin de Stalin’e karşı alınan olumsuz tavıra pasif olarak destek veriyor oluşu, bize sadece Kruşçov’un oynadığı tiyatronun başarısını değil, parti içi yaşanan krizin diğer bir boyutunu da gösteriyor: Soldan sağa savrulan Komünist Parti! Bu konuya da yazının son bölümünde döneceğiz.
“İçinde bulunan atmosferde partinin o zamanki hali öyle bir durumdaydı ki, biz veya hatta ben, düşüncelerimi söylemem halinde kolayca partiden tasfiye edilebilirdik. Bu, ortada bulunan salgını provoke etmeye neden olabilirdi. [...] Bu, alınacak en doğru tavırdı. Birçok insan beni aynı görüşü paylaşarak suçluyor: “Neden XX. Parti Kongresi’nde sessizliğini korudun?” Bu o kadar da kolay değildi. Ancak hiçbir şey söylememek doğru muydu? Bu tür şeyler kolayca açıklanamaz. Onların dediğine göre sessizliği korumak [Kruşçov’u] onaylamakla aynı şey. Olay da tam olarak böyle gelişti: Ben sessizliğimi korudum ve böylece onaylamış oldum. Düşmanlarım dahil kimse benim susarak Kruşçov’u onayladığımı söyleyemez. Benim yaptığım sadece sessiz kalmaktı ve hepsi bu.”(s: 351; a.g.e.)
Molotov kendisiyle çelişen birçok şey söylüyor ve kendi hatasının o da farkında. Ancak bunun kendisinden kaynaklandığını bir türlü kabul edemiyor. Molotov bu noktada geçmişe bakarken çocukça davranarak, aklından geçenlerin kendisi için ne ifade ediyorsa, başkaları için de o anlama gelmesinin zorunda olduğunu sanıyor. Ancak marksist-leninist eylem felsefesinde teorinin pratikten kopmazlığı çok önceleri Lenin tarafından yazılmış ve söylenmiştir. Molotov her ne aklından geçirmişse bu, aklındaki fikri ortaya koyması gerektiği anlamına gelir. Kendisi için de eninde sonunda tıpkı yukarıda söylediği gibi sessizliği Kruşçov’u onaylamak oldu. Kruşçov’a olan zıt tavrını pratik olarak ortaya koymadı, Stalin’i savunmadı ve Kruşçov’un şaklabanlığına izin verdi. Parti üyelerinin, Stalin’in savunulmasına hazır olmayışı bir bahane değildir. Stalin’i savunmak adına partiden atılmaktan korkmaksa oportünistlikten başka birşey değil. Dolayısıyla burada Molotovlar’ın korkaklığı da Kruşçov’un ekmeğine yağ sürmüştür.
7.2. Yirminci Parti Kongresi sonrası
20. Parti Kongresi’nde yaşanan olaylardan sonra Kruşçov tarafından kurulan Prezidiyum, Politbüro ve Merkezi Komite altıncı beş yıllık planın çalışmalarına başladılar. Baybakov, Saburov ve Bulganin’in raporları doğrultusunda endüstri ve tarımda büyüme ve gelişme soruları tartışıldı. 1957’de Kruşçov ekonomiye ilk atağını devletin fabrikalarda ve tarım işletmelerindeki merkezci politikası yumuşatılmasıyla ve işletmelere kendi iç faaliyetleri konusunda daha liberal bir tutum içine girilmesiyle gerçekleştirebildi. Buna rağmen yaptığı işi daha başından beri marksizm-leninizm terimleriyle yanyana tutarak liberalizmi parti içinde ısındırdı. Kruşçov’un başından beri liberalleştirme konusundaki ana argumanları, yaptığı uygulamaların “marksizm-leninizm” amaçlı oluşu, ekonomik ve endüstriyel gelişimde işçilerin üretkenliğini ve işletmelerin efektifliğini arttırmak hedefleri oldu. 1956’da altıncı beş yıllık planın tasarı aşamasında Molotovlar Kruşçov’un bu Bolşevik Parti karşıtı yönelimine karşı çıkmıştı. Ancak parti içinde bir tür suni popülerlik yaratmış Kruşçovcu politikalar doğrultusunda birkaç sene içinde altıncı beş yıllık planın hedeflerine partinin öngördüğünden daha hızlı ulaşılması ve parti ve devlet kadroları içinde daha az merkeziyetçi bir tutum alınması argumanları, Molotovlar’ın Kruşçov’a karşı çoğunluğu sağlayamamalarına neden oldu.(bkz: s: 13; Meissner, Boris: Russland unter Chruschtschow; München; 1960)
Ancak Kruşçov’a artan desteğin ardında Kruşçov’un parti kadrolarında 20. Parti Kongresi’nde yaptığı önemli değişiklikler de rol oynadı. Stalin zamanında partinin ön saflarında bulunan Molotovlar dışında yeni kuşak birçok başka isim de boy göstermeye başladı. Stalinciler 1957’de Molotovlar’ın Marşal Şukov ve diğer Stalinci generaller yardımıyla Kruşçov’a darbe girişiminde bulundular, ancak Kruşçov bu plan konusunda KGB tarafından önceden bilgilendirildiği için darbe girişimi başarısızlığa uğradı. Bu durum üzerine Molotovlar partiye ve “marksizm-leninizm”e karşı düşmanca bir konum almakla suçlandılar. 1957’de parti, resmi olmayan iki fraksiyona bölündü: Kruşçovcular ve “anti-parti” grubu. Anti-parti grubuyla ima edilenler Malenkov, Kaganoviç, Molotov, Bulganin, Pervukin, Saburov ve Voroşilov’du. Kruşçov sadece Mikoyan ve Kiriçenko tarafından desteklenirken Suslov da ortada kalmıştı.(s: 35; a.g.e.)
1958’de Kruşçov’un yoğun anti-Stalinci propagandasını 4 yılda bir gerçekleşecek olan seçimlerle birleştirildi ve Kruşçov partideki Stalinciler’in tasfiyesi için kendine legal bir zemin kazandı.[11] 1954’de parti yönetimine Budyoni, Bulganin, Vasilevski, Voroşilov, Şukov, Kaganoviç, Kiritçenko, Malenkov, Mikoyan, Mikhaylov, Molotov, Pervukin, Suslov, Saburov, Kruşçov, Şatalin, Ponomarenko, Pospelov ve Şelepin seçiliyor. Bunlardan Suslov, Kruşçov, Şatalin ve Pospelov parti genel sekreteri seçiliyor. 1958’de Stalinciler partiden atılıyor ve Aristov, Belyayev, Brejnyov, Bulganin, Voroşilov, İgnatov, Kalnberzinş, Kiriçenko, Koslov, Korotçenko, Kuusinen, Masurov, Mşavanadse, Mikoyan, Muhiddinov Podgornuy, Polyanskiy, Pospelov, Suslov, Furzeva, Kruşçov ve Şvernik gibi bir çok yeni isim parti yönetimine getirildi. Bunlardan Aristov, Belyayev, Brejnyov, Kiritçenko, Kuusinen, Muşitdinov, Pospelov, Suslov, Furzeva ve Kruşçov parti sekreterliğine seçildi.(s: 94; a.g.e.) Molotov’un seçimlere katılmak için partiye yolladığı başvuru belgesi reddedildi.(bkz: Molotov Remembers). Muhtemelen diğer Stalinciler de aynı durumla karşı karşıya kaldılar ve böylece seçimlere katılmaları engellendi. Kruşçov da bu düzmece seçimlerin ardından yaptığı konuşmayla partinin politik çizgisini “demokratik sosyalizm” olarak nitelendirebildi.
1954’teki seçimler ve 1956’daki olaylardan sonra yeniden düzelenen parti içi kadrolarda Bulganin Prezidiyum’a tek başına ve Politbüro’ya Kruşçov’la beraber başkanlık yapıyordu. Kruşçov’sa Bulganin’le yaptığı Poltibüro’nun ortaklaşa başkanlığı dışında tek başına Merkezi Komite Sekreterliği’nin yönetimine konmuştu. Prezidiyum üyeleri Bulganin, Kaganoviç, Mikoyan, Molotov, Pervukin, Saburov ve Malenkov’du. Prezidiyum üye adaylığında Malyşev, Tevosyan, Kosigin, Saevnyagin, Kruniçyev, Mazkeviç ve Kuçerenko bulunuyordu. Politbüro üyeleri Bulganin, Kruşçov, Kaganoviç, Mikoyan, Molotov, Pervukin, Saburov, Malenkov, Suslov, Voroşilov ve Kiritçenko’ydu. Politbüro adaylığında Şukov, Brejnyov, Şepilov, Furzeva, Şvernik ve Muhiddinov bulunuyordu. Merkezi Komite Sekreterliği’nde Kurşçov ve Suslov bulunuyordu. Sekreterlik aday üyeleri Brejnyov, Şepilov, Furzeva, Belyayev, Aristov, Pospelov’du.(s: 148; a.g.e.)
1959’da seçimlerin ardından Stalinciler’in partiden tasfiyesi yardımıyla partideki eski isimlerin yerini 1956’da aday konumundaki isimler aldı ve “demokrat” Kruşçov parti organlarının üçünü de(Prezidiyum, Politbüro ve Merkezi Komite Sekreterliği) kendi egemenliğinin altına aldı. Prezidiyum üyeleri Kruşçov, Mikoyan ve Koslov’du. Aday üyelikte Kosigin, Kusmin, Ustinov ve Sasyadko bulunuyordu. Politbüro üyeleri Kruşçov, Mikoyan, Koslov, Suslov, Kiritçenko, İgnatov, Aristov, Brejnyov, Furzeva, Muhiddinov, Kuusinen, Voroşilov, Şvernik ve Belyayev’di. Aday üyeler Kosigin, Pospelov, Podgorniy, Polyanskiy, Koroçenko, Kirilenko, Masurov, Kalnberzinş ve Msavanadse’ydi. Merkezi Komite Genel Sekreterliği’nde Kruşçov, Suslov, Kiritçenko, İgnatov, Aristov, Brejnyov, Furzewa, Muhiddinov ve Kuusinen bulunuyordu. Tek Genel Sekreterlik üyeliği adayı Pospelov’du.(s:149; a.g.e.)
Bu dönemden sonra Kruşçov resmi bir zafere erişti ve Stalin’e yakınlığıyla bilinen bütün eski önderler politik etkinliklerinden uzaklaştırıldı ve Moskova’da yaşamaları yasaklandı. Liberalizm konusunda hız kesmeyen Kruşçov, kendisini destekleyecek diğer kapitalizm sempatizanlarından Yevsey Liberman’ın tezlerini keşfetmekte gecikmedi ve Liberman’ın 1961/62 arası Pravda’da yayımlanmasına izin verilen ve Sovyetler’de her türlü işletmenin özelleştirilmesi gerektiği tezini savunan birkaç makalesi basıldı. 1960lar’ın ortalarına kadar önce birkaç fabrika ve kolhozda uygulanan özelleştirme uygulaması kısa süre içinde tüm ülkeye yayıldı. Stalin zamanında son verilmiş olan toprak ağalığı devrinin tohumları yeniden ekildi, parti önderleriyle basit bir işçinin gelir durumları arasındaki fark, Stalin’in ölümünden 1960lar’ın ortalarına kadar yaklaşık on kat arttı.(bkz; a.g.e.; ve; Furr: Stalin and the Struggle for Democratic Reforms) Bu duruma gelinmesinde parti içi ihanetler, Stalinciler’in yaptığı hatalar ve bunlardan da önemlisi ideolojik bir krizin yaşanmış oluşudur.
8. Stalin’in ölümü sonrası yaşanan ideolojik kriz üzerine
Bugünden geçmişe bakıldığında hainler ve partiyi savunanlar üzerinde spesifikasyon yapmanın bir sınırı var. Çoktan yaşanmış, olmuş bitmiş olayları sorgulamak bizim için geçmiş bağlamında değil, gelecek bağlamında bir değer taşır. Sadece geçmişe odaklı bir spesifikasyon, bizi sadece geçmişi “kurtarmaya” götürür. Bu da elimize bugün ve gelecek namına hiçbir şey geçmemesi demek olur. Ancak marksist-leninistler olarak bizim yapmamız gereken, yaşanan olaylardan kendimiz için ders çıkartmak olmalıdır.
Bu yaşanan parti krizinden ders çıkartmak ne demektir? Ders çıkartmak Stalin’in ve Beriya’nın ölümünün neden ve nasıl olduğu konusunda belli bir yere kadar analiz, sorgu ve araştırma çizgisini takip etmek ve her zaman için ortaya yenileri çıkartılabilecek olan komplo teoriler hakkında kafa yormak konusunda temkinli davranmak demektir. Son tahlilde tarihsel olaylar hakkında bilgi-bilimsel ve kaynaksal sorunlardan dolayı yüzde yüz doğrulukta yargıda bulunmak imkansızdır. İmkansız olması dışında bu, çok da gerekli değildir.
Örneğin Stalin’in gerçekten öldürülüp öldürülmediği hiçbir zaman için bilinemeyecek bir sorudur. Çünkü Stalin’in ölümü konusunda biz, elde bulunan belgeler ışığında belli bir sonuca varıyoruz. Ancak bu belgelerin ne ölçüde doğu olduğu ve gerçeği yansıttığı asla bilinemez. Bu çok bilinmeyenli denklem tarih hakkında yargıda bulunmak bağlamında çaresiz bir konuma düştüğümüz anlamına gelmez. Çünkü Stalin’in ölümü öyle veya böyle bize olayın ardından nasıl bir partinin şekillenebileceğini ve şekillendiğini göstermiştir. Stalin’in ölümü tüm bir dünya için müthiş büyük bir deneyim olmuştur. Stalin’in ölümü konusunda olumlu anlamda birkaç başka tartışma da açılmıştır. Örneğin Stalin daha uzun süre yaşasaydı dünya politikasının nasıl şekillenebileceği, dünyadaki sol hareketinin ne tür boyutlar kazanabileceği gibi. Ancak insanlar ölümlü varlıklardır ve Stalin’in daha fazla yaşamış olması halinde neler yaşanabileceği hakkında fazla fikir üretmek hayalciliğe ve nostaljikliğe kaçmak demektir. Dolayısıyla geçmişi sorgulamanın bir sınırı vardır ve belli bir noktadan sonra bize bugün bir görev olarak düşen, geçmişte yaşanan olaylardan yola çıkarak bugün için teorik ve pratik bir çıkarsama yapmaktır.
8.1. Parti krizi hakkında sesli düşünceler
Bizim için önemli olan nokta Bolşevik Parti için ana model olarak görülen tek partili önderliğin ve bu yapı taşına dayanan proletarya diktatörlüğünün Stalin’in ölümünden sonra aniden ve beklenmedik bir şekilde çok kişilik bir önderlik konumuna gelmiş olmasıdır. Çok kişilik bir önderlik durumu kendi doğası içinde sınırlı, ancak tek kişilik önderlik olgusuna kıyasla daha geniş çeperli bir demokrasi biçimini içinde barındırıyor. Parti içinde demokrasi eksikliği konusunda Stalin Molotov, Jdanov ve Yakovlev tarafından eleştiriliyordu.(bkz: Molotov Remembers; ve; Furr, Grover; Stalin and Struggle for Democratic Reforms) Partinin demokratikleştirilmesi hem genel seçimlerin yapılması, hem gayri resmi olarak parti içi demokrasi sorununun Politbüro üyelerince tartışılması, hem de Bolşevik Parti’nin isminin Komünist Parti olarak değiştirilmesi Lenin’in Komünist Partiyle ilgili savunduğu “partinin arındırılması” teziyle örtüşür nitelikte. Komünist Parti’nin demokratikleştirilmesi süreci partinin troçkist ve sağcı parazitlerden arındırıldıktan sonra daha efektif ve etkin çalışması amacıyla, konumunun güçlenmesi ve sosyalizm ideolojisinin kalıcılığı için zorunlu ve son kertede halkın beklediği uygulamaydı. Lenin’in Engels’ten alarak geliştirdiği “devletin sönümlendirilmesi” teorisi tek kişilik önderlikten çok kişilik bir önderliğe, ve buradan da -tüm bir Duma içinde tamamen eşitlikçi bir yönetim ve parti yapısı oluşumu- anlamına geliyor olabilir.
“Stalinizm” terimi burjuva ve troçkist çevrelerce Troçki ve Kruşçov’dan devşirilerek gevelenen bir kavram. Baştan leninizme düşman duran kesimlerce en çok sevilen kelime “stalinizm”. Lenin’i Stalin’den ayrı tutmak, Stalin’i bir tür “hain” veya “anti-komünist” olarak gösterme çabası kendisini bu kavramın baştan savma kullanılışında gösteriyor. Nesnel olarak bakıldığında Stalin’in Lenin’den hiçbir şekilde farklı bir politik çizgiye sahip olmadığı, proletarya diktatörlüğü tezi, partinin arındırılma süreci, gazetenin sosyalist mücadelenin ana damarı olarak kullanılması, partinin ülke içi ve uluslararası boyutta merkezi konumunun savunulmasında hiçbir şekilde taviz verilmemesi örnekleriyle açıkça görülmektedir. “Stalinizm” diye leninizmden ayrıca bir ideoloji ortaya konmamıştır.
Partinin arındırılma sürecinde tatmin edilir bir aşamaya gelmek[12] leninizmin tasarladığı Bolşevik Parti yapısının daha ileri bir teorik, pratik ve ideolojik aşamaya geçilmesi anlamına gelebilirdi. Bu sürecin yaşanması Stalin’e dil uzatan burjuva demokratlarının bu kadar çok kişinin aklını çelmesinin önünü kesebilir, uluslararası sol hareketi tek bir cephede birleşebilirdi. Özetle söylenecek olursa sorun bir “stalinizm” döneminin yaşanmış oluşu değil, yaşanamamış oluşudur. Tarihten aldığımız ders, yapılan hataların olumsuz ve düzeltilemez sonuçlarını deneyimlemek olmuştur. SBKP’de Stalin’in ölümünden sonra yaşanan kriz, Molotovlar’ın yaptıklarının bize “hata” olduğunu göstermiştir. Bu kriz bize Stalin’in ilk adımlarını attığı bir sürecin tamamlanamayışını ve bunun tam tersine nasıl çevrildiğini, sürecin akış yönünün değiştirilmesi halinde tüm bir dünyanın soldan sağa savrulabildiğini göstermiştir. Bu kriz bize Bolşevik Parti’den sonraki büyük adımı, Bolşevik Devrimi’nden ve Bolşevik Parti iktidarından sonraki ikinci büyük aşamayı göstermiştir. Eğer bu sürecin ve sosyalizmin ikinci aşamasına bir isim vermek gerekiyorsa, bu, Stalin önderliğinde Lenin’den daha ilerici bir hareket olarak “stalinizm” kavramıyla tanımlanabilir. Ancak bu terimle “stalinizm”in eski ve burjuva demokratlarının kullandığı gibi gerici değil, ilerici ve marksizm-leninizm kaynaklı ilerici olan bir içerik anlaşılmalıdır.
[1] Tutanaklarda troçkistlerin ifadeleri büyük bir ihtimalle duruşmayı yazılı hale getirenler tarafından (okuyucu da göz önünde bulundurularak) belli açılardan değiştirilmiş. Verilen ifadelerde sanıklar, kendi eylemlerini yermekten onur duyar gibi bir takım anlamsız ifadeler kullanıyorlar. Örneğin “Gorki’ye yapılan düşmaca saldırı” vb. Dolayısıyla çevirirken kimi aşırı saçma ve uygun olmayan öznel terim ve kavramları burada eledim.
[2] “Birleşik Merkez” ile kastedilen, troçkistlerle oportünist ve sağcıların Stalin’e karşı kurdukları organizasyonun merkezi yönetim birimi.
[3] Pletnyov burada toplam üç kişiden bahsediyor: Gorki’den, sekreterinden ve Kuibşiyev adlı üçüncü bir şahıstan. Pletnyov’un anlatımından Kuibşiyev de Gorki’nin başka bir sekreteriymiş gibi bir sonuç çıkıyor. Ancak Kuibşiyev’in kim olduğu hakkında burada aydınlatıcı bir bilgi bulunmuyor.
[4] Bu son cümleler onun tarafından söylenmemiş ve propaganda amacıyla buraya eklenmiş olabilir.
[5] Burada adı geçen Kryuçkov muhtemelen yukarıda öldürülmesi planlanandan başka bir şahıs.
[6] Burada kullanılan kaynakta yıl ile ilgili bir sorun var. Tam olarak bir yıl gösterilmezken anlatım biçiminden bu zehirleme olayının 1938’in Eylül ayında gerçekleştiği sonucu çıkıyor ki, bu oldukça mantıksız. Çünkü Yagoda aynı yılın Mart ayında idam ediliyor. Mantıksal olarak bu olay Yagoda’nın görevinden atılmasının hemen ardından, Eylül 1936’da oldu. 1937’de olması ise başka bit ihtimal. Ancak 1936’ya kıyasla daha az olası.
[7] Baybakov’a göre “kule”yle kastedilen bakanlık yönetimi.(bkz: s: 302; a.g.e)
[8] Stalinallee o günün Stalin Caddesi ve bugünün Karl-Marx Caddesi( Karl-Marx-Allee)
[9] Kruşçov’un anti-Stalinci argumanlarına karşı sunulması gereken analizden bahsediliyor.
[10] Burada “his” kelimesini kullanmak yerinde gibi duruyor. Çünkü Molotovlar’ın bu eğilimini duygusal olmaktan başka bir şekilde açıklamak ve anlamak mümkün değil. Bu eğilimse kendisini önce Beriya’nın yargılanmasında ve ardından da Kruşçov’un 20. Parti Kongresi’nde herkes tarafından desteklenmesinde kendisini belli etmiştir. Bu bize Stalin’in gerçekleştirmek istediği demokratik reformların zorunluluğunu ve doğruluğunu gösteriyor. Çelişkili biçimde demokratizasyonun önderi olan Stalin, pratik engellerden dolayı yaşanan sorunların günah keçisi ilan ediliyor.
[11] Burada şunu belirtmek gerek ki, Sovyetler Birliğinde demokratikleşme süreci 1930’ların başından itibaren başlatıldığı ve ülke genelinde seçimlerin yapıldığı, parti önderlerinin halk tarafından seçildiği olgusu, çoğu Batılı ülke ve medya kuruluşu tarafından dünya halklarından gizlendi ve gizlenilmeye devam ediliyor. 1937’de 93.639.478 oy hakkı olan kişiden %96,5’i, 1946’da 101.717.686 kişiden %99,7’si, 1950’de 111.116.373 kişiden %99,98’i, 1958’de 133.836.325 kişiden %99,97’si seçimlere katıldı.(bkz: s: 94; a.g.e.)
[12] Belki de partinin arındırılma süreci konusunda en tartışmaya açık nokta, bu sürecin bitirilmesinin nasıl belirleneceğidir. Teoride herhangi bir çelişkiden uzak gibi dururken pratikte konu bağlamında birçok sorun yaşanmıştır. Kruşçov ve O’nu destekleyebilen birçok parti üyesinin dönekliği bir yandan bu sürecin ürünü. Diğer yandan Stalin’i doğru olduğu konularda eleştirmekse işledikleri en büyük hata ve takıldıkları en büyük çelişki. Arındırılmanın bir sonu olmak zorunda. Yoksa bu partideki son adama kadar gidebilir. Arındırılmanın son bulduğu noktada da ortaklaşa karar alma, yani demokrasi devreye giriyor. Moskova davalarının tamamlandığı 1938’den itibaren Stalinciler tarafından da partinin demokratikleştirilmesi sağcı ve troçkist parazitlerin partiden atılmasıyla gerçekleştirilebilirdi. 1956’da Kruşçov’u destekleyenlerin hatası, Stalin’in uyguladığı partinin arındırılma olgusunun demokratikleşme sürecine girmek için bir hazırlık evresi olduğunu görmemekti.